1. Anasayfa
  2. AHİRET HAYATINA İNANMAK

Kabir Azabı İnancı ve İdrak Edilmesi


Bu, İslam inancının temel konularından biri olan Kabir Hayatı ve Kabir Azabı meselesini ele alan, gayba imanın önemini vurgulayan ve bu inancı üç farklı argümanla (Haber-i Sadık, Rüya Misali, Zehir Etkisi) destekleyen güçlü bir metindir.

Kabir Azabı inancı, İslam Akaidi’nde önemli bir yer tutar ve Gayba İman esasının ayrılmaz bir parçasıdır. Kabir (Berzah) hayatı, bilinen dünya hayatımızdan tamamen farklı, kendine has kanunları olan bir boyuttur. Bu nedenle, gözle görülmeyen bir azabın varlığını idrak etmek, dünya mantığıyla değil, manevi delillerle mümkündür.

İslâm alimleri, bu inancın varlığını ve mantığını açıklamak için üç ana argüman sunmuşlardır:

Haber-i Sadık: Doğru Sözlünün İletisi: Bir şeyin varlığına inanmak için onu gözle görmek şart değildir; güvenilir ve doğru sözlü bir kaynaktan gelen haber (Haber-i Sadık) yeterli ve bağlayıcıdır.

Sahabe dahi, gözle görmedikleri halde Cebrail (a.s)‘ın indiğine inanıyorlardı. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v), başkalarının algılayamayacağı, gayb alemine dair gerçekleri görüyordu.

Ölü de aynı durumdadır. Dünyadaki halinden tamamen farklı bir boyuta geçmiştir ve o boyutta, başkalarının algılayamayacağı veya idrak edemeyeceği şeyleri algılar. Bu, bir inanç meselesidir ve sadece doğru sözlü olanın haber vermiş olmasından dolayı kabir azabının varlığına inanmak vaciptir.

Kabir hayatının algı biçimini anlamak için, uyku halindeki bir insanın durumu en çarpıcı örnektir.

Uyuyan bir kişi, rüyasında bir yılanın kendisini soktuğunu görebilir, uykusunda bağırabilir, korkabilir ve terleyebilir. Oysa dışarıdan bakan sen, onun tamamen sakince, hareketsiz yattığını görürsün.

Bu örnek, fiziksel bedene zarar gelmediği halde ruhun ve algının gerçek bir acıyı, korkuyu ve eziyeti şiddetle hissedebileceğini gösterir. Kabirde de ruh, dünya bedeninin sınırlarından bağımsız bir algı ve hissetme boyutundadır.

Azabın kaynağının, somut bir varlıktan ziyade o varlığın yol açtığı manevi etkiden ibaret olabileceği fikri, zehir örneği üzerinden açıklanır. Yılanın bizatihi kendisi değil, zehri zarar verir. Zehrin de kendisi değil, zehirden hasıl olan kimyasal ve fiziksel etkiyle azap meydana gelir. Bu etki, zehir olmadan da manevi yollarla hasıl olsa, azap yine tam olarak meydana gelir.

Bu perspektife göre, dünyadayken insanı helak eden kötü sıfatlar ve yanlış bağlar, kabirde ruhlara eziyet veren somut şeylere dönüşür: İnsanı helak eden kötü ahlaklar ve sıfatlar, kabirde ruhlara eziyet veren şeylere dönüşürler. Böylece bu sıfatların verdiği acı, tıpkı yılanların soktuğu acı gibi hissedilir.

Bazen de çok sevilen dünyevi bir şey, sevilenin ölümüyle aşığına büyük bir acı veren bir şeye dönüşür. Dünyayı ve malı seven kişi, ondan zorla ayrılmış olmanın verdiği ıstırapla, tıpkı yılanların soktuğu gibi acı çeker.

Daha önce de açıklandığı gibi, acıları algılayan ve hisseden şey (ruh), ölmez; hatta ölümden sonra azabı daha şiddetli hisseder. Çünkü ruh, beden kısıtlamalarından kurtulmuştur.

Bu sunulan üç halin (Haber-i Sadık, Rüya Misali ve Zehir Etkisi) hepsi manen tasavvur edilebilir ve inkar edilemez mantıksal zeminlerdir. Bazen bu üç durum, bir şahısta aynı anda toplanarak azabın boyutunu artırabilir.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir