1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Kabul Edilmez Vesveseler


Zikir Anında Gelen Vesvese Ve Mahiyeti:

Alimlerin Şeytanın Vesveseleri Hakkında ki Görüşleri: Kalpleri denetleyen, kalplerin acayip niteliklerine bakan alimler, bu konuda beş esas üzerine ihtilaf etmiş, fikir birliğine varamamışlardır. Bu beş esas;

1-) Alimlerin bir kısmı Allah Teala’yı zikretmekle birlikte vesvesenin tam anlamıyla kesileceğine dair şu hadis-i şerifi kanıt olarak göstermişlerdir. “Allah zikredildiği zaman şeytan susar”

2-) Alimlerin bir kısmı ise Allah’ı zikretmekle vesvesenin kalpten tam anlamı ile kesilemeyeceğini söylemekle beraber, kalp üzerindeki tesirinin azaldığını kabul ederler. Çünkü onlara göre kalp zikir ile dolduğu zaman vesvesenin tesirine engel olur

3-) Alimlerin üçüncü fırkasına gelince, onlar da vesvesenin ne kendisinin ne de eserinin kalpten kaybolduğunu söylerler. Fakat kalbi tamamen de işgal etmeyeceğini kabul ederler. Onlara göre, Allah Teala zikredildiği zaman vesvese sanki uzaktaymışçasına ve tesirsiz bir şekilde kalbe girer.

4-) Dördüncü grup ise: Allah Teala zikredildiği zaman o anda vesvese ortadan kaybolur. Zikrin kesildiği anda ise vesvese hemen ortaya çıkar. Böylece birbirini takip ederler.

5-) Bu grup da zikir ile vesvesenin birbirini takip ettiğini ileri sürerler. Nasıl ki insan gözü ile iki şeyi görüyorsa, kalp de bir anda iki şeyin mecrası olabilir.

Peygamberimiz Hz Muhammed (s.a.v) buyuruyor ki;

a-) Vesvesenin birincisi, onu hak ile karıştırmaktır. Örneğin; Şeytan insana der ki; Devamlı olarak nasıl kendini nimetlerin zevkinden men ediyor, mahrum ediliyorsun? Hayat boyunca şehvetlere karşı kendini tutmak, sabretmek zor bir şeydir.Bunun için biraz şehvetlere dalıp bunun zevkine var. Fakat o anda insan;

Allah hakkını düşünür, Allah’ın vereceği büyük mükafat veya dereceleri göz önüne getirerek gerçekten şehvetlere karşı sabretmenin zor olmasına karşın, cehennem ateşine karşı sabretmenin daha zor olduğunu anlar. Eğer bunlardan birini tercih etmek gerekecekse, o vakit şehvetlere karşı sabretmeyi tercih edecektir. Çünkü cehennem ateşine sabretmek, şehvetine karşı sabretmekten misliyle zordur.

Şeytan insana kendini beğenmesi şeklinde de vesvese verir. Ve der ki: Senin gibi kim amel ediyor, Allah’ı bilebiliyor? Senin Allah katındaki mevkin çok üstündür. Kalbe giren bu vesveselere karşın kul şöyle düşünmelidir: Allah Tealayı bildiği ve kazandığı ilme sebep olan kalbi ile amel vasıtası olan uzuvların tümünü Allah Teala yaratmıştır. Buna göre kulun kendini beğenmesi tuhaf olmaz mı? Böyle düşünen kulun yanından şeytan hemen uzaklaşır.

b-) Vesvesenin ikinci şıkkına gelince, bu da şehveti harekete geçirip heyecanlandırmakla olur. Bu sınıf vesvese ikiye ayrılır;

  • 1-) Kul, bunun isyan ve günah olduğunu kesin olarak bilirse, şeytan şehveti harekete geçiren heyecandan ümidini keser, fakat yine de heyecanlandırmaktan tamamen kopmaz, vazgeçmez.
  • 2-) Eğer kul, şehveti harekete geçirecek heyecanlandırmanın kesin olarak bilmiyorsa o vakit şeytanın vesvesesi bazen kalbine girip etkili olur. Bu durumda vesvesenin varlığından şüphe edilmez. Fakat burada vesvesenin devamlı olarak etkinliği yoktur Bu yüzden vesvesenin kesilmesi için mücadele edilmelidir.

c-) Vesvesenin üçüncü kısmına gelince; Bu soyut hatıralar ve insanca bilinmeyen şeyler ile namazın dışında olan bazı düşüncelerden doğar. Allah zikredildiği an vesvesede kesilir. Zikir kesildiği an vesvese tekrar başlar.

Bir gün Resulüllah Efendimiz namaz kılarken, gözü cübbesinin nisasına takılır. Selam verdikten sonra hemen cübbesini çıkarıp atar ve; “Bu beni namaz kılarken meşgul etti” diye buyurur. Yine Resulüllah Efendimiz parmağında olan altın yüzük, minberde hutbe okurken kendisini meşgul etmişti. Hemen kendisini meşgul eden yüzüğünü parmağından çıkarıp atmış, sonra da şöyle buyurmuştur:

“Bir ona bir de size bakıyordum”. Bu sözle Resulüllah Efendimiz böyle bir şeyin olmayacağını söylemek istemişti. İşte Resulüllah Efendimiz bile, cübbesinin damgasına ve parmağındaki yüzüğüne bakıp kendisini meşgul ettirmeye iten kuvvet, şeytanın vesvesesidir ki bu da erkeklere altın haram olmadan önce idi.

Evet, dünya malının, altın ve gümüşlerinin vesvesesini kesmek, onu ortadan kaldırmak için tek çare, onları gönülden atıp çıkarmakla olur. Çünkü dünya malına duyulan rağbet ve aklı çelen dünyalık işlere olan şevk gönüllerden kopunca, vesvesede kendiliğinden kesilir, kopar. İhtiyacından fazla olarak malı olan bir kimse, bir altın dahi olsa namazda o altını düşünmek hususunda şeytan bir an bile vesvese vermeden boş kalmaz.

Şeytan başlar kulun kalbine vesvese tohumlarını saçmaya: “Bu altını nasıl koruyacaksın? Nereye vereceksin? Kimsenin bilmediği şekilde nasıl gizleyeceksin? Bunu başkalarına gösterip ne şekilde övüneceksin? gibilerinden namaz süresince kulun zihnini meşgul eder durur.

Eğer tüm gücüyle dünyaya sarılıp ellerini dünyanın boynuna dolayan bir kimse, bundan sonra kalkıp da şeytanın vesvesesinden kurtulmak isterse, elini bala batırdıktan sonra eline sineklerin konmayacağını sana bir kimsenin durumuna benzer ki böyle bir şeyin olması da imkansızdır. Çünkü dünya şeytanın vesvesesi için dayandığı en büyük kapıdır

Kaynak: İmam-ı Gazali / el-İhya / C: III / bkz: 121-125

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir