1. Anasayfa
  2. KADINLAR KULÜBÜ

Kadınlarda Adet Hali ve Eşler Arası Hukuk: Müfessile Nedir?


İslam dini, aile hayatını sevgi, şefkat ve doğruluk temelleri üzerine inşa etmiştir. Özellikle mahrem hayata dair fıkhi hükümler, sadece bedensel bir disiplin değil, aynı zamanda eşler arasındaki güven köprüsünü koruyan manevi bir kalkandır. Adet (hayız) döneminde cinsel birlikteliğin haram kılınması, hem tıbbi bir hikmete hem de ilahi bir emre dayanırken; bu sürecin dürüstlükle beyan edilmesi, aile saadetinin bekası için hayati bir önem taşır.

İslam düşünce geleneğinde aile, sadece dünyevi bir birliktelik değil, ahirete uzanan mukaddes bir yolculuktur. Bu yolculuğun en temel azığı ise sıdk (doğruluk) ve emanet bilincidir. Tasavvuf ehli, eşlerin birbirine karşı dürüstlüğünü, Hakk’a olan sadakatlerinin bir yansıması olarak görür. Zira gönül sarayında yalanın gölgesi varsa, orada huzur çiçeği açmaz.

Fıkhi Açıdan Hayız Dönemi ve Cinsel Yasak

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fıkhi kaynaklarında ve temel ilmihallerde açıkça belirtildiği üzere; kadının aybaşı (hayız) halinde cinsel ilişkide bulunması Bakara Suresi 222. ayet-i kerimesi ile haram kılınmıştır. Bu hal, hem kadın sağlığının korunması hem de ibadet disiplini açısından “eza” (sıkıntı veren bir durum) olarak nitelendirilmiş ve bu süreçte eşlerin cinsel yakınlıktan kaçınması emredilmiştir.

Sana kadınların adet dönemi hakkında soru soruyorlar. De ki: O sıkıntılı bir haldir. Bu sebeple adet günlerinde kadınlardan ayrı durun, temizlenmedikçe onlarla cinsel ilişkide bulunmayın (Bakara Suresi 222)

Fıkhi bir kural olarak; bir durumun varlığını ancak o durumu yaşayan kişi bilebiliyorsa, onun beyanı esas kabul edilir. Adet halinin başlangıcı ve bitişi de tamamen kadının vicdanına ve beyanına bırakılmış bir alandır. Erkeğin bu durumu dışarıdan gözlemle bilmesi mümkün olmadığından, İslam hukuku kadının sözünü “emin” kabul eder.

Eğer bir kadın, ay hali başladığı halde bunu eşinden gizleyerek ilişkiye sebebiyet verirse, bu haramın sorumluluğu ve vebali fıkhen kadına aittir. Zira bilerek yapılan bu gizleme, hem ilahi sınırı ihlal etmek hem de eşine karşı dürüstlük mükellefiyetini çiğnemektir.

Müfessile Kavramı ve Manevi Mesuliyet

Hadis-i şeriflerde ve Diyanet İlmi Dergi gibi muteber kaynaklarda dikkat çekilen “Müfessile” kavramı, aile içindeki samimiyetin ne denli önemli olduğunu vurgular. Müfessile; eşi kendisiyle beraber olmak istediği halde, aslında adet görmediği halde “adetliyim” diyerek yalan söyleyen ve eşini haksız yere kendisinden uzaklaştıran kadındır.

  • Aldatma: Helal olan bir birlikteliği yalanla haram gibi göstermek, aile bağlarını zedeler.
  • İlahi Sınır: Olmayan bir ibadet engelini varmış gibi göstermek, dini değerleri şahsi çıkarlara alet etmektir.

Efendimiz (s.a.v), bu tür bir aldatma içine girenlerin manevi bir uzaklaşma (rahmetten mahrumiyet) içinde olduklarını ihtar etmiştir.

Hz. Mevlana der ki: “Doğruluk, Musa’nın asası gibidir; yalan ise sihirbazların efsununa benzer. Doğruluk ortaya çıkınca bütün yalanları yutar.” Eşler arasındaki ilişkide “hayız” veya “temizlik” gibi durumlar üzerinden yalan söylenmesi, sadece fıkhi bir mesele değil, ruhun kararmasına sebep olan bir karakter sorunudur. Mümin bir kadın, iffetini ve beyanını Allah’ın bir emaneti olarak görmeli; ne vaktinden önce bitti diyerek harama kapı açmalı, ne de bitmediği halde bitmedi diyerek eşine haksızlık etmelidir.

Sonuç olarak İslam, aileyi bir güven limanı olarak tanımlar. Bu limanın sularını yalanla bulandırmak, hem dünya huzurunu hem de ahiret saadetini tehlikeye atar. Her meselede olduğu gibi, mahrem hayatta da “Dosdoğru olunuz” emr-i ilahisi temel düstur olmalıdır.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir