Aile Hukuku Açısından Görevlerini İhmal Eden Kadının Durumu
Aile hayatının devamı ve düzeni, karşılıklı hak ve sorumlulukların korunmasıyla mümkündür. İslam hukukunda nafaka hakkının temel gerekçelerinden biri, kadının evlilik içindeki meşru görevlerini yerine getirmesidir. Ay hali, hastalık veya dinen ve tıbben geçerli bir mazeret bulunmaksızın bu görevlerin sürekli şekilde ihmal edilmesi, kocanın hakkına tecavüz olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, aile düzenini zedeleyen bir kusur ve hukuki karşılığı olan bir ihmal sayılmıştır.
Bu ihmal, bazı fakihlere göre hukuki sonuçlar doğurabilir. Aile mahremiyetinin korunması sebebiyle yargıya taşınamayan veya taşınsa dahi çözüm üretilemeyen durumlarda, kocaya sınırlı bazı tasarruflar tanınmıştır. Bunlardan biri nafakanın kısmen kısıtlanmasıdır. Ayrıca dinî ve tıbbi bir engel bulunmadığı hâlde ısrarla görevden kaçınma söz konusuysa, kocanın boşama yoluna gitmesi de meşru görülmüştür.
Boşamanın mümkün olmadığı veya tercih edilmediği durumlarda, bazı İslam hukukçuları Nisa Suresi’nin 34. ayetini geniş yorumlayarak, terbiyeye yönelik ve yaralamaya yol açmayacak ölçüde fiziksel etkiye izin verildiğini ifade etmişlerdir. Ancak bu izin bir emir değil, son derece sınırlı ve istisnai bir ruhsat olarak değerlendirilmiştir.
Bu noktada fıkhî sıralama son derece önemlidir. Önce öğüt verilmesi, ardından ev içinde geçici bir cinsel mesafe uygulanması gerekir. Bu aşamalar gerçekleşmeden fiziksel etkiye başvurulmasının meşru olmadığı, İslam hukukçularının büyük çoğunluğu tarafından açıkça belirtilmiştir.
İslam hukukçularının ekseriyetine göre, öğüt verme ve geçici uzaklaşma yöntemlerini uygulamayan bir kocanın fiziksel müdahaleye dair bir yetkisi bulunmamaktadır. Ayrıca söz konusu müdahalenin; yüze, karna ve üreme organlarına vurulmaması, iz bırakmaması ve morarmaya yol açmaması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.
Bazı fakihler, zina ve sürekli görev ihmali sebebiyle yapılan bu sınırlı müdahalenin, kişiye karısını dövmesinden dolayı soruşturma açılmaz anlamındaki rivayetler kapsamında değerlendirildiğini ifade etmişlerdir. Ancak bu görüş, keyfî davranışları değil; son çare olarak, ölçülü ve sınırları net çizilmiş bir durumu kapsar.
Bütün bu hükümler, aile içi tahakkümü meşrulaştırmak için değil; evlilik kurumunun dağılmasını önlemek, tarafları sorumluluk bilinciyle hareket etmeye sevk etmek içindir. İslam hukukunun temel amacı, haklıyı korurken zulmü engellemek, aileyi ayakta tutarken adaleti muhafaza etmektir.
