1. Anasayfa
  2. KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ

Kafirun Suresi (1-6. Ayetler) Tefsiri


“Kafir” kelimesi sözlükte; iyiliği görmeyen, nankörlük eden, hakkı inkar eden ve hakikati örten kimse anlamına gelir. Bu yönüyle küfür, sadece bir reddiye değil; aynı zamanda bilinçli bir örtme ve yüz çevirme halidir.

Dînî terminolojide ise kafir; tevhide aykırı bir inanca sahip olan ya da İslam’daki iman esaslarından herhangi birini (ya da birkaçını) inkar eden kimsedir. Bu inkar, Allah’ın varlığını reddetmek şeklinde olabileceği gibi; peygaamberliği, vahyi veya ahireti inkar etmek suretiyle de gerçekleşebilir.

Kâfirûn Suresi’ndeki Ey Kafirler Hitabının Muhatabı

Kafirun Suresi’nde geçen “De ki: Ey kafirler!” hitabı, Allah’ı bütünüyle inkar eden ateist bir zümreden ziyade; Allah’ın varlığını kabul ettiği halde, ahireti inkar eden, putlara tapan ve tevhidi bozan müşriklere yöneliktir.

  • Hz. Muhammed’in (s.a.v) peygamberliğini,
  • Kendisine indirilen vahyi,
  • Ahiret gününü

inkar ediyorlardı. Bu sebeple, sadece Allah’a inanıyor olmaları, onları iman dairesine sokmamış; aksine iman esaslarının bir kısmını reddettikleri için kafirler kategorisinde değerlendirilmişlerdir.

Şirk, Küfür ve Büyük Günah Ayrımı

İman esaslarından hiçbirini inkar etmediği halde, Allah’a ve Resûlü’ne isyan eden; fakat bu isyanında başkalarına itaat ederek onları Allah’a eş ve denk konuma çıkaranlar, itikadî olarak değil amelî olarak müşrik konumuna düşerler.

Bu kişiler: Kâfir değil, büyük günah (kebîre) işlemiş müminlerdir. Zira Ehl-i Sünnet anlayışına göre şirk, her zaman küfür (dinden çıkma) değildir; bazı durumlarda büyük günah kapsamındadır.

Bu çerçevede:

  • Küfrü seçenler iman ile,
  • Büyük günah işleyenler ise tövbe ve iman ile

mümin vasfını yeniden kazanırlar.

  • Tapınma; Bir şeye bilinçsizce ve delilsiz biçimde bağlanmak, onu yüceltmek, tanrılaştırmak ve ona kul/köle olmaktır.
  • İbadet ise; Yalnızca Allah için, bilgi, bilinç ve ihlas ile; şart ve erkanına uygun şekilde yapılan şuurlu kulluktur.

İbadet, kalp ile tasdikin zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan bilinçli ve iradî salih ameldir.

Hz. Peygamber (s.a.v) müşriklere karşı duruşunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Onların Allah’ı bütünüyle inkar etmediklerini bilmekle birlikte, şu gerçeği vurgulamıştır:

  • “Ben yalnızca Allah’a ibadet ediyorum. Siz ise Allah’ı inkar etmemekle birlikte, O’na ibadeti terk etmiş; O’nun dışında putlara ve putlaştırdığınız şeylere tapıyorsunuz.”

Bu nedenle, müşrikler Allah’ı inkar etmeseler bile Allah’a ibadet etmeyen kimseler olarak değerlendirilmiştir.

Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi putlar; varlıkları yalnızca isimlerinden ibaret olan, tanrılıklarına dair hiçbir aklî ve naklî delil bulunmayan nesnelerdi. Müşrikler bu konuda:

  • Düşünmek istemiyor,
  • Bilgiye yönelmiyor,
  • Atalarını körü körüne taklit ediyorlardı.

Bu da onları hakikatten uzaklaştıran temel sebep olmuştur.

  • Gelenek baskısına,
  • Dünya menfaatlerine,
  • Toplumun egemen güçlerine

bağımlı hale gelmişti. Bu bağlardan kurtulma iradesini göstermedikleri sürece Allah’a samimi bir kulluk mümkün değildi. Bu sebeple Hz. Peygamber (s.a.v) net bir çizgi çekmiş ve şu tavrı ortaya koymuştur: “Siz, dini yalnızca Allah’a has kılmadıkça ben sizinle ortak bir zeminde buluşmam.” Bu noktada, aralarında uzlaşılacak bir alan kalmamıştır.

Din ve İnanç Özgürlüğü İlkesi

Kafirun Suresi açıkça göstermektedir ki; din konusunda zorlama yoktur. Nitekim Kur’an bu ilkeyi şöyle ilan eder:

  • “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256)

İman, ancak özgür irade ile anlam kazanır. İnanç hürriyetinin olmadığı yerde insan, tam anlamıyla insan olamaz. Ancak bu serbesti, her dinin Allah katında eşit derecede makbul olduğu anlamına gelmez.

Zira: Allah katında makbul din yalnızca İslam’dır, Onun dışındaki inançlar ahirette geçerli değildir.

Tarih boyunca bütün peygamberlerin görevi; insanları taklit yoluyla benimsedikleri batıl inançlardan kurtarıp İslam’a yöneltmek olmuştur.

Resûlullah (s.a.v), “Sizin dininiz size, benim dinim bana” buyurduktan sonra tebliğden vazgeçmemiş; aksine bu ilkeyi ortaya koyarak tebliği hayatının son anına kadar sürdürmüştür.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir