1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Kalan Ömrünüzü Geçen Ömrünüz Gibi Heba Etmeyin. Tam aksine Kalan Ömrünüzü En İyi Şekilde Değerlendirmeye Bakın. Çünkü….


Hikmet ehlinden biri şöyle demiştir. Kulun, ömrü esnasındaki hali denizde seyreden bir gemide oturan adamın durumuna benzer. Kul da aynı şekilde, gaflet içinde ahirete yaklaşıp durur.

Denir ki: Kula, gece ve gündüzünün saatleri sunulur. Kul, bu saatleri dizilmiş hazineler, yirmi dört hazine olarak görür. Dünya hayatında her biri bir hazine olan bu saatlere koyduğu hasenat sebebiyle her hazinede nimet, lezzet, bağış ve sevap bulunduğunu görür. Bu da onu sevindirir ve bununla gıpta eder. Dünyadaki her hangi bir saatini Allah’ın zikriyle geçirmediği zaman ahirette bu saatin boş bir sandık olduğunu, ne sevap, ne de bağış taşımadığını görür. Bu da onu rahatsız eder.

Hiçbir birikim sağlayamadığı böyle saatleri için pişmanlık duyar. Dolu geçirdiği saatlerinde ise sevap birikiminin varolduğunu görür ve nefsinde huzur ve hoşnutlukla karşılaşır. Kul, sadece hayırlar arasında kaçırdığı nafile ve menduplar için pişmanlık duyar olsa, hayırlardaki yarış ve müsabakada kaybettikleri bile onun için pişmanlık kaynağı olacaktır.

Hal böyle iken, ömrünü kötülük ve günahlarla geçiren, kendisine kaybettirecek şeylerde aşırıya kaçan kimsenin pişmanlık ve nedameti nasıl olacaktır? Kul, ömründe sadece helal ve mübah olanlarla meşgul olsa, bu bile kendisi için derece bakımından eksikliği getirecekken, ömrünü yasak ve haramlarla dolduran kimsenin hali nice olacaktır?

Allah’ı tesbih ederiz, bu ne büyük bir tehlike ve ne zor bir iştir! Bunu görebilenler ise ne kadar da az! O’nun hükumlerini hiçe sayanlar ne kadar da gafildirler!

Ulemadan bir zat şöyle demiştir: Sonuçta kötülük eden kimseye mağfiret edilse dahi, hasenat ehline bahşedilen sevabı kaçırmış olmayacak mıdır

Bu hususta şu haberi de nakledebiliriz: Cennet ehli, nimetler içinde yaşarlarken üstlerinden bir nur doğar ve dünyadaki güneşin insanlara her yeri aydınlatması gibi evleri onunla aydınlanır. Cennetlikler, bu nur sayesinde kendilerinden üstte olan illiyyun ehline bakar ve onları, gökyüzünde ışık saçan bir yıldız gibi görürler. Onlar, hem nur, hem güzellik, hem de nimetler bakımından kendilerinden daha üsttedirler. Onların kendilerine üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Onların havada diledikleri gibi uçtuklarını, birbirlerini ziyaret ettiklerini ve Allah Teala’ya konuk olduklarını görür ve kendilerine şöyle seslenirler

Ey kardeşlerimiz, bizi hoşgörün, biz de sizler gibi namaz kılar, sizler gibi oruç tutardık. Sizi bizden üstün kılan nedir, söyleyin?

O zaman, Allah Teala’dan şöyle bir nida gelir: Siz doyduğunuzda onlar aç oluyor, siz suya kandığınızda onlar susuz kalıyor, siz giyindiğinizde onlar çıplak duruyor, siz gülerken onlar ağlıyor, siz uyurken onlar kıyam ediyor, siz güvendeyken onlar korkuyorlardı. İşte bu sebeblerle bugün sizden üstün kılındılar. Allah Teala, bu manada şöyle buyurmaktadır: “Onların yapmış oldukları amellere mükafaat olarak, kendileri için göz aydınlığından nelerin gizlenmekte olduğunu şimdi hiç kimse bilmez”. (Secde 17) Hadiste de şu rivayet edilmiştir. “Cennet ehlinin ekseriyeti, safdillerdir, İlliyyun ise akıl sahipleridir”

Kaynak: Ebu Talib el-Mekki / Kalplerin Azığı (Kutü’l-Kulub) / C: I / bkz: 361-362

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir