İnsanın iç dünyası, görünmeyen fakat etkileri hayatın her alanına yansıyan büyük bir meydan muharebesine sahnedir. Bu meydanda iki ordu karşı karşıyadır:
- Biri Allah’ın rızasına çağıran, imanı besleyen, kalbi nurlandıran hak ordusu;
- Diğeri ise nefsin arzularını kışkırtan, şeytanın telkinleriyle fitne üreten batıl ordusudur. Bu mücadele, insan hayatta olduğu sürece devam eder; çünkü kalp, ya Rahman’ın hakimiyetindedir ya da şeytanın müdahalesine açıktır.
Resûlullah (s.a.v bu hakikate şöyle işaret eder: Kalpte iki dürtü vardır: Biri melekten gelen, hayra çağıran ve hakkı tasdik eden dürtü; diğeri ise şeytandan gelen, şerre çağıran ve hakkı yalanlatan dürtüdür.”
Hak Ordusu: İman, Akıl ve İrade
Hak ordusunun temel silahları iman, akıl ve iradedir.
- İman, kalbe istikamet verir;
- Akıl, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi sağlar;
- İrade ise bilinen doğruyu hayata geçirme gücüdür.
Kur’an tilaveti, zikir, dua ve salih ameller bu ordunun mühimmatıdır. Kalp bu kaynaklarla beslendikçe basiret açılır, vicdan diri kalır.
Hak ordusu, insana sorumluluk bilinci kazandırır. Günah karşısında rahatsızlık duymak, hatadan sonra pişman olmak, iyiliğe yönelme arzusu bu ordunun hâlâ güçlü olduğunun alametidir. Çünkü diri bir kalp, hatayı normalleştirmez; aksine ondan arınmanın yollarını arar.
Batıl Ordusu: Nefis, Vesvese ve Gaflet
Batıl ordusunun başkomutanı nefistir; onun en yakın müttefiki ise şeytandır. Şeytan, insanın zayıf noktalarını çok iyi bilir ve saldırılarını doğrudan cepheden değil, gediklerden yapar. Bu gedikler çoğu zaman bakış, söz, düşünce ve niyet üzerinden açılır. Küçük görülen ihmaller, zamanla büyük yıkımlara sebep olur.
Kur’an’da bu tehlike şöyle haber verilir: Şeytan, onlara yaptıklarını süslü gösterdi (En’am 43)”
Batıl ordusu, günahı cazip, itaati ise ağır gösterir. Önce kalpte tereddüt oluşturur, sonra mazeret üretir, en sonunda da günahı sıradanlaştırır. Gaflet bu ordunun en etkili silahıdır. Çünkü gaflette olan kalp, neyle savaştığını ve nereden vurulduğunu fark edemez.
Mücadelenin Kırılma Noktası: İrade
Bu iki ordu arasındaki savaşta belirleyici olan, insanın hangi safta durduğudur. Kalp boş bırakıldığında batıl ordusu hemen mevzi kazanır. Bu yüzden kalp, sürekli murakabe altında tutulmalıdır.
Kişi kendine şu soruyu sormalıdır: “Bu düşünce beni Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa O’ndan mı uzaklaştırıyor?”
İrade zayıfladığında batıl ordusu üstünlük sağlar; fakat irade tevbe ile güçlendirildiğinde dengeler yeniden değişir. Allah Teala kulunun samimi yönelişini karşılıksız bırakmaz: “Bizim uğrumuzda mücadele edenleri elbette yollarımıza iletiriz (Ankebût 69)”
Şeytanın en sık kullandığı gedikler; göz, dil, kulak ve hayal dünyasıdır. Harama bakış, ölçüsüz konuşma, faydasız dinleyiş ve kontrolsüz düşünceler kalpte karanlık izler bırakır. Bu gedikler kapatılmadıkça hak ordusunun direnci zayıflar.
Ayrıca kibir, haset, öfke ve dünya hırsı da batıl ordusunun içerden destek aldığı unsurlardır. Bunlar, kalbi içten içe çürütür; insan farkına vardığında ise iş işten geçmiş olabilir.
Kalpteki bu mücadelede tarafsızlık yoktur. İnsan, her tercihiyle bir orduyu besler. Ya imanını güçlendiren adımlar atar ya da gafleti derinleştiren seçimler yapar. Kalp, sürekli beslenmek ister; onu zikirle, Kur’an’la ve tefekkürle besleyen kazanır.
Bu yüzden müminin görevi; kalbini ihmal etmemek, düşmanı tanımak ve savunma hatlarını güçlü tutmaktır. Çünkü bu savaş kaybedildiğinde, dış dünyadaki başarıların hiçbir değeri kalmaz. Kurtuluş, kalbi Hak safında sabit tutabilmektir.
