Kafirlerin İnkarı ve Allah’ın Gazabı (Kehf Suresi)
Kafirler beni bırakarak kullarımı veli edineceklerini mi zannettiler? İnkar edenler ve müşrikler, beni bir kenara bırakarak, Üzeyr, İsa ve diğer bütün putlarda yaptıkları gibi benim kullarımı / yarattıklarımı kendilerine ilah edinecekler, bana ibadet ettikleri, bana taptıkları gibi onlara tapacaklar ve bizim de ceza gününde onlardan intikam almayacağımızı mı zannettiler? Kella ve haşa! Onlardan nasıl intikam almayız ki, Biz kafirlere konak olarak cehennemi hazırlamışız! (Kehf Süresi 102)
Bize, bizden başkasını şirk koşan, bizden başkasını kendisine ilah edinen ayetlerimizden, kitaplarımızdan ve peygamberlerimizden yüz çeviren kafirler için, kahrımızın ve gazabımızın şiddetinden dolayı, mahrumiyet ateşi ile dolu uzaklık cehennemini kıyamet günü kalacakları yerler olarak hazırladık. Buna karşılık, o gün, mü’minler vuslat ve güven cennetlerinde / bahçelerinde konaklayacaklardır.
Amellerin Boşa Gitmesi ve En Çok Ziyana Uğrayanlar
Ey resullerin en kamili!
Allah’tan başkasını, onun yarattığı şeyleri kendisine rab edinip, Allah’a tapar gibi onlara tapan, Hakk’ın tevhidini, birliğini inkar eden, her iki alemin gerçeklerini açıklayan kitapları ve peygamberleri kabul etmeyen kafirlere:
De ki: Amel / davranış bakımından en çok ziyana uğrayanları bildireyim mi? ((Kehf Süresi 103). Ey zarar ve azgınlık batağına düşmüş inkarcılar! Karlı çıktığını zannettiği halde ortaya koyduğu davranış ve amel bakımından en çok zarar edenlerin kimler olduğunu haber vereyim mi?
Onlar dünya hayatında iken gayretleri boşa gidenlerdir. Onlar, ruhban sınıfı ve hangi ümmetten olursa olsun kibir ve riya sahibi kimseler gibi, dünyada iken salih amel, infak, sadaka, hayır ve hasenat gibi güzel davranışların gayretinde olup da bu fiilleri yoldan sapan, yolu şaşıran, emekleri boşa giden kimselerdir.:
Halbuki onlar dünyada iken Çok güzel ameller işlediklerini zannediyorlardı (Kehf Süresi 104). Halbuki onlar bu davranışlarının kendilerine Allah katında faydalı olacağını, onlar sayesinde büyük mertebe ve derecelere erişeceklerini hesaplıyorlardı. Ne var ki, onlar çok büyük bir hüsran, ziyan, zarar ve kayıp içerisindedirler. Çünkü onlar salih amel ve ibadetlerin temeli olan Allah’ın birliğine imandan ve kitapları ve peygamberleri tasdikten yoksundurlar.
İşte bunlar bu şakiler, bu cehennemlikler, Hakk’ın rahmetinden uzak kalanlar ve küfür ve inkar cibilliyeti üzere yaratılmış olanlar Rablerinin ayetlerini ve onunla karşılaşmayı inkar etmiş olanlardır. Onlar, Hakk’ın birliğine, peygamberlerini ve kitaplarını tasdik etmeye delalet ve işaret eden ayetlerini yalanlayan ve onun, insanların üzerinden perdelerin kalktığı, her şeyin ayan beyan ortaya çıktığı zaman gerçekleşecek olan kendisiyle karşılaşma, onun huzuruna çıkma vaadini kabul etmeyen kafirlerdir.
Bu sebeple de Onların amelleri boşa gitmiştir. Dünya hayatıdna iken kazanç ve fayda umarak ortaya koymuş oldukları fiiller ahirette boşa çıkmış, zayi olmuş, kaybolup gitmiştir: Kıyamet günü onlar için terazi kurmayız (Kehf Süresi 105). Melik ve Cebbar olan Allahu Teala’nın huzurunda itibar derecesinden düştükleri, itibara layık olmadıkları için, amellerin karşılığı için hazırlanmış olan teraziyi onlar için koymayız, onların amellerini mizanda tartmayız.
Bilakis, küfür ve şirk üzerine gerçekleşmiş olan İşte böyle. İnkar etmeleri, ayetlerimi ve peygamberlerimle alay etmeleri sebebiyle onların karşılığı cehennemdir (Kehf Süresi 106). Onların kıyamet günü faydasının kendilerine döneceğini umarak fakat küfür ve şirk esasına dayalı olarak yapmış olduğu amellerinin karşılığı; küfre düşmeleri, indirdiğim ayetlerle ve kullarıma tevhidimi öğreten o ayetlerle destekli olarak gönderdiğim peygamberlerimle alay etmeleri, onları inadına yalanlamaları nedeniyle, rahmetten uzaklık, mahrumiyet, huzurdan kovulmuşluk ve hüsran cehennemidir
Müminlerin Firdevs Cennetindeki Sonsuz Konaklama
Sonra Cenab-ı Hak sünneti ve adeti olduğu üzere, korkutmasının ardından müjdesini şöyle belirtmektedir:
İman edenler, tevhid-i zat, sıfat ve efale yakinen inananlar Ve salih ameller işleyenler, tevhid-i zata yakınlaştırıcı, onun şanına layık ve ona uygun davranışlarda bulunanlar İşte onların konaklama yeri Firdevs cennetleridir (Kehf Süresi 107). Orada konuk edilecekler ve yerleştirileceklerdir.
Firdevs bahçeleri, cennetin ortası olup, oradan etrafın seyredildiği yüksekçe bir mekandadır. Bundan dolayı Resulüllah “Allah-ü Teala’ya dua ettiğiniz zaman Firdevs’i dileyin. Çünkü o, cennetin ortasıdır” buyurmuştur.
Firdevs, gayb bahçesi ve gaybi fütühatların merkezidir. Aynı zamanda tevhit mertebelerinin en yücesidir. Seyr-u sülük orada nihayete erer. Ondan daha ötede seyr-u sülük edilecek, gidilecek bir mertebe ve yol yoktur.
Orada ebedî olarak kalacaklar. Çünkü orası her türlü kirden tertemiz, taptaze, ruhani zevki ve füyüzatı hiç bitmeyen bir yerdir. Ondan hiç ayrılmak istemeyecekler (Kehf Süresi 108).
Firdevs cennetleri oraya giren müminlerin fıtratlarına ve onların sahip olduğu kabiliyetlerinin mertebesine en uygun uygun olduğu için, onlar oradan başka bir yere gitmeyi asla düşünmeyecekler ve böyle bir şeyi asla istemeyecekler. Çünkü onun hemen üstünde, kendisinden bütün kabiliyet ve yeteneklerin karşılığının dağıtıldığı Arş-ı Rahman yer almaktadır.
Ey resullerin en kamili! Şüphelerini ortadan kaldıran bir söz olarak onlara : De ki: İnsaf edin! Biz, kendisine hikmet bağışlanan kimseye Cenab-ı Hakk’ın bütün bütün ilminin ve bilgisinin verildiğini iddia etmiyoruz. Böyle asla mümkün olmayan, tamamen muhal olan bir şeyi biz nasıl iddia edebiliriz?
Asla böyle bir iddiada bulunamayız. Çünkü Rabbimin kelimeleri/sözleri için, eğer deniz mürekkep olsaydı, dünyadaki bütün denizler, Rabbimin kelimelerini/sözlerini yazmak ve kağıda geçirmek için kalemlerin kendisi ile yazı yazdığı mürekkep olsaydı Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz tükenirdi.
Deniz sınırlı ve belli bir miktarda ve Rabbimin kelimeleri de sınırsız ve sonsuz olması hasebiyle, Rabbimin kelimeleri bitmeden önce deniz biterdi. Nasıl olmasın ki, Bir o kadarını da destek olarak getirsek bile…(Kehf Süresi 109)
Bir o kadar denizi, hatta binlerce katını mürekkep olarak getirsek bile bu yine böyle olur, biz sonlu olanın binlerce katını tahayyül etsek bile, esasında sonlu olanın sonsuz olanla kıyas edilmesi ne doğrudur ve ne böyle bir şey mümkündür.
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: III / bkz: 223-227
