Kehf Suresi’nde İki Bahçe Sahibi Kıssası: Servet, Şirk ve İbret
Cenab-ı Hak, resulüne, mümin ile kafirin durumlarının daha iyi anlaşılması için örnek vermesini emretti ve şöyle buyurdu: Ey resullerin en kamili Onlara iki kişiyi misal ver. Konunun daha açık ve ayan beyan olması için, İsrail Oğullarından iki kardeşin durumunu örnek olarak anlat. Onların birisi mümin ve muvahhid, diğeri kafir ve müşrik idi. Babaları da ölmüştü.
Ondan büyük bir mirasa kondular. Ve aralarında paylaştılar. Mümin olan, malını Allah yolunda sarf etti, fakirlere, kimsesizlere ve yolda kalmışlara dağıttı. Kafir olan ise dükkan, tarla, bağ bahçe ne bulduysa topladı, satın aldı. Malı çoğaldı.
Öyle ki, Onlardan birisine iki üzüm bağı vermiştik. Denemek ve imtihan etmek için inkarcı olana iki üzüm bağı vermiştik Onu hurmalarla çevrelemiştik. Daha da güzel olması için o üzüm bağının etrafını hurma ağaçları ile donatmıştık. O ikisinin arasına bir de ekinlik koymuştuk (Kehf Süresi 32). O iki bahçenin arasında da buğday, arpa gibi çeşitli hububatın ekildiği bir tarla vardı.
Her iki bahçe de yiyeceklerini vermişti. Her iki bağ da her sene ürününü tam ve bol olarak vermişti. Ürünlerinde hiçbir eksiklik olmadı. Diğer bahçelerde, bağlarda beklendiğinin tersine, o iki bağın verdiği üründe, meyvede ve hasılatta hiçbir sene hiçbir noksanlık olmadı. Diğer bağların ürünlerindeki verim azaldığı halde, onların ürünü her sene daha da arttı. Ve bununla beraber, İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık (Kehf Süresi 33). Sürekli sulanması için her iki bağın arasından bir ırmağı da gürül gürül akıtmıştık.
Ve bu iki bağın yanında Onun bir serveti vardı. Mal, mülk, altın, gümüş, para, köle gibi kıymetli şeylerden oluşan büyük bir serveti de vardı.: Arkadaşıyla konuşarak ona dedi ki: Bir gün, kafir olan adam alayı bir eda ile, kendi zenginliğini, malını, mülkünü ön plana çıkarıp karşısındakini zımnen tahkir ederek ve şımararak diğer adama şöyle dedi:
Benim senden daha çok malım var. Benim, türlü türlü lezzet ve zevk aldığım, hülya sına daldığım mallarım seninkinden daha çok Adamlardan yana da senden daha güçlüyüm (Kehf Süresi 34). Çoluk-çocuk, yardımcılar, hizmetçiler, çalışanlar gibi herhangi bir ihtiyacımda bana yardım eden. seferde iken veya evimde otururken benimle düşüp kalkan, arkadaşlık ve ahbaplık eden insanların sayısı ve gücü bakımından senden daha güçlü ve daha iyiyim.
Ve böbürlenerek ve şımarık bir şekilde Kendisinin zalimi olarak bağına girdi. Küfrü, inkarı, şımarıklığı, servetine, malına, mülküne, geçici dünya metaına, avanesine, yardımcılarına ve yandaşlarına güvenip kibirlenmesi sebebiyle kendisini Allah’ın azabına ve türlü cezalandırmalarına sunduğu, maruz bıraktığı için kendisine zulmederek o anlatılan bağına girdi.
Túl-i emeli, hırsı, gururu ve gafletinin azgınlığıyla Dedi ki: Ben bunun bir gün yok olacağını zannetmiyorum (Kehf Süresi 35). Bu bağın bir gün gelip de yok olacağını, virane olacağını asla ve asla zannetmiyorum. Bilakis o, canlılığını ve bu halini sonsuza kadar devam ettirecektir.
Ve yine ben Zannetmiyorum ki, kıyamet kopsun! O peygamberlerin iddia ettiği kıyametin bir gün gelip kopacağına, dünyanın yıkılıp, yok olacağına asla inanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile, farzedelim ki, söyledikleri gibi kıyamet kopup dünya hayatı son buldu ve ben de yine onların iddialarına göre kabrimden kaldırıldım ve amellerin hesabının görülmesi için Rabbimin huzuruna götürüldüm Elbette ki ondan daha iyi bir gidilecek yer bulacağım (Kehf Süresi 36).
Ahirette bu dünyada kinden daha iyi bir bahçem, cennetim olacak ve bu dünyada bana verilenden daha iyi bir mekanım ve yerim olacaktır! Adam bunları alayı bir şekilde söylüyordu. Yani diyordu ki: Ben bu mertebeye zåaen layığım, bu makamı dünyada da ahirette de hak ediyorum ben. Ahiret olsa bile, orada da aynı mertebeye ve makama yine layığım!
Adam, övünmede, böbürlenmede, gaflette, gururda, Allah’ı, onun kudreti ve kuvvetini, iradesinin kesin takdir ve hükmünü harekete geçirip yerine getirmede ne kadar hızlı olduğunu inkarda bu kadar laf söyleyince mümin Arkadaşı ona konuşarak dedi ki:
Vaaz-u nasihat yoluyla ve biraz da onun ne kadar beyinsiz ve ahmakça düşündüğünü vurgulayarak ona şöyle dedi: Seni topraktan sonra nutfeden yaratan, sonra da bir insan şeklini vereni inkar mı ediyorsun? (Kehf Süresi 37)
Ey ifsatçı ve azgın!
Önce seni yaratanı inkar mı ediyorsun? Ki, o senin hammeddeni evvela basit bir toprak olarak takdir etti. Öyle aşamalardan geçtin ki, adi bir nutfe haline geldin. Sonra o seni herkesin aşağıladığı hatta tiksindiği nutfeden yarattı.
Nutfeye öyle bir şekil verdi ki, seni türlü türlü ihsan ve lütuflarla sağlam, düzgün bir hale getirdi ve sen akıllı, kendi işini becerebilen, acayip, sırlı ve harika olayları çözebilecek kabiliyette, hayrını ve şerrini ayırt edebilen bir insan oldun.
Sonra yaratıcın seni dünya hayatında iman, marifet, salih amel ve bunların gerekleriyle, ayrıca ahirette de bunlardan hesaba çekilme, yaptıklarının karşılığını görme gibi uhrevi inançlarla sorumlu tuttu. Ama sen, bütün bunları inkar ettin, büyüklendin, inatçı ve dikbaşlı bir kafir oldun ha?
Ey azgın ve haddini bilmez adam!
Ne türlü azaplara düçar olacağını orada göreceksin sen! Fakat ben, adı sanı anılmayan bir şey iken, daha doğrusu hiçbir şey değilken beni yokluk aleminden yaratıp ızhar eden, benim ilk varlığıma basit bir toprak parçasını ve sonra atılan bir meniyi vesile kılan, sonra da bana şekil verip bedenimi düzenleyen ve düzgün bir bedene sahip kılan, akıllı ve kendine yeten bir insan olmamı sağlayan Rabbimi senin gibi inkar ediyor değilim.
Onun zatını tanıyor ve biliyorum. Ona kulluk ediyor ve nimetlerine şükrediyorum. Bağışladığı lütuf ve ihsanlarının hakkını eda etmeye çalışıyor, yalnızca ona yöneliyor ve derdimi ve ihtiyacımı ona arz ediyorum. Gönderdiği peygamberleri ve kitaplarını, o kitaplarda emir, nehiy ve dünya ve ahiret hayatı ile ilgili inanılması gereken ne tür iman unsuru ne varsa hepsini tasdik ediyorum.
Ben onun nimetlerini nasıl inkar edebilir, nasıl küfredebilir. Lütuf ve ihsanlarının hakkını ödemeyi nasıl unutup ihmal edebilirim ki O Allah benim rabbimdir. Benim ve varlık aleminde yansıma ve gölge adına ne varsa her şeyin rabbidir. Varlıkta, uluhiyette ve rububiyette o müstakildir, tektir. Kayyumiyeti (her şeyi ayakta tutması) ve deymumiyeti (daimliği) ile mütevahhiddir (tektir), müteferriddir (birdir). :Ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam (Kehf Süresi 38).
Beni türlü türlü nimetler, izzetler, ikramlar, lütuflar ve ihsanlarla besleyip büyüten Rabbime, onun dışındaki herhangi bir şeyi ortak koşmam, ona şirk koşmam. Kaldı ki, varlıkta ancak o vardır, ondan başka bir şey yoktur.
Ey akıllı ve işini bilen kişi…
Nolaydı, bağına girdiğin vakit, “maşallah, kuvvet ancak Allah’ındır” deseydin ya! O sahibi olmakla övündüğün üzüm bağına girdiğinde, “Ben bunun bir gün yok olacağını zannetmiyorum” diyeceğine, “burası ancak Allah’ın takdir ve iråaesi dahilinde böyle kalabilir, eğer o istemezse ayakta kalamaz. Çünkü onun gücü ve kuvveti karşısında hiçbir şey ayakta duramaz, güç ve kuvvet esasında ona aittir” deseydin yal…
Ve yine sen ey kafir, inkarcı, mürsif ve haddini aşmış kişi. Eğer beni mal ve evlat bakımından ken- dinden daha aşağı görüyorsan (Kehf Süresi 39) Çünkü sen beni ayıpladın, tahkir ettin, malını, mülkünü ve sahip olduğun bu süslü şeyleri bana övünüp böbürlenerek anlattın, bilesin ki, iman, irfan, Allah’a bağlılık ve ona güvenme bakımından da ben senden daha güçlüyüm.
Umarım ki Rabbim, lütuf ve ihsanının bolluğu sebebiyle Rabbimden umanm ki Bana senin bağından daha hayırlısını verir. Hani senin şu bana karşı üstünlük taslayıp övündüğün bağın var ya, işte Rabbim bana ondan daha güzel ve daha bereketlisini verir. Zira o istediğini yapmaya kadirdir.
Yine belki de, Oraya gökten bir afet indirir de, o bağına gökten Geceleyin birdenbire inen yıldırımlar yağdırır, orayı yakıp yıkar, kökünü kazır da, orası Kupkuru bir toprak haline geliverir (Kehf Süresi 40). Sen bir de bakarsın ki, o güzel bağın, üzerine ayak basılmayan, üzerinde hiçbir bitkinin yetişmediği çorak bir arazi oluvermiş
Ya da suyu çekiliverir. Bağın ortasından akar su derinlere çekilir ve bir daha o su ile o bağı sulamak asli mümkün olmaz. Bir daha onu arasan da bulamazsın (Kehf Süresi 41)( Toprağı kazsan veya daha başka gerekli işlemlerini yapsan da bir daha o suyu arayıp bulamazsın.
Cenab-ı Hak o mümin kula, kendisinden bir lütuf ve kerim olarak istediği şeyi verdi. Ve o kafir kimsenin bağına Cenab-ı Hak gökten çokça yıldırım gönderdi, ta ki Onun serveti kuşatılıp yok edildi. Adamın bütün serveti tarümar edilip helik oldu. Her şeyinin kökü kazındı, onun bir daha faydasızı görmedi. Bağın suyu kurudu, güzelliği gitti, tazeliği ve canlılığı soldu…
Ona yaptığı masraflar üzerine ellerini ovuşturuyordu. Kafir, bağını o hale getirinceye kadar yaptığı onca emek va malı aklına gelince, ellerini bir karnına, bir böğrüne koyup durmaya başladı. O bağ Çardakları üzerine çökmüş bir vaziyetteydi. Yanıp yıkılmış ve yerle yeksan olmuştu.
Kafir, gaflet ve gurur sarhoşluğundan uyanıp, başına gelen bu yıkımın ilahi menşeini gördüğünde, pişman ve perişan bir şekilde şöyle Diyordu: Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım (Kehf Süresi 42). Nolaydı, inat ve kibirle Rabbime şirk koşmasaydım da bu başıma bu türlü belalar gelmeseydi.
İşte o zaman Ona Allah’tan başka yardım edici birileri olmadı. Allah’ın azabına, sorgulamasına karşı ona yardım edecek, destekleyecek o övündüğü kimselerden hiçbiri kalmadı. Tam tersine, onun yardım isteyebileceği, kendisinden sadır olan suç ve kabahatin affını dileyeceği Allah’tan başka hiçbir kimsesi yoktur.
Zira Cenab-ı Hak, hatası ne kadar büyük olursa olsun, kulunu affeder ve ona yardım eder. Kendi kendini de kurtaramadı (Kehf Süresi 43). O kadar güçlü ve zengin olmasına rağmen, başına gelen felaket ve azaptan kendisini kurtaracak gücü bulamadı.
İşte burada velayet hak olan Allah’a aittir. İşte bu ve benzeri durumlarda yardım etmek, hakim olmak, güç yetirmek, azamet, kibriya, yenilmezlik ve zenginlik, kendi varlığı ve devamlılığı ile var ve daim olan Allahü Teala’ya mahsustur. Onun mükafatı daha hayırlıdır. Uluhiyet ve rububiyetinin gereği olarak, ähirette velilerine, dostlarına vereceği ecir daha iyi, eminlerine, sevdiklerine bağışlayacağı lüuf ve ihsanlar daha güzeldir Onun vereceği sonuç da daha hayırlıdır (Kehf Süresi 44). Düşmanlarından intikam alma ve dostlarına yardım etme bakımından o daha hayırlıdır
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: III / bkz: 189-195
