1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Musa ile Hızır’ın İbret Dolu Yolculuğu ve Kehf Suresi’nin Sırları


Ve ey resullerin en kamili; Yine onlara Musa’yı Kelim’in, Mısır topraklarına girip minbere çıktığı zaman yaptığı o belagatli, güzel, kalplere işleyen, gözlerden yaş akıtan ve kendisinin de hoşuna giden hutbeyi de anlat. Ona yeryüzünde senden daha alim kimse var mıdır? diye sorulduğunda hayır demişti. Kendisini böyle beğenmesi ve ucüplenmesi üzerine Cenab-ı Hak onu ayıpladı ve bizim iki denizin buluştuğu yerde (mecmau’l-bahreyn) bir kulumuz var, o senden daha alim buyurmuştu.

Bunun üzerine Musa (a.s.) şöyle dua etti: Ya Rab! Ona nasıl ulaşabilirim? Onu bulayım, ona hizmet edeyim, ondan ilim öğreneyim ve nefesinin güzel fetihlerinden istifade edeyim. Cenab-ı Hak buyurdu ki: Tuzlu (kurutulmuş) bir balık al; sana azık olsun. Kulumuzu aramaya çık. Balığı kaybettiğin yer onu bulacağın yerdir. Musa (a.s.) kendisine emredilenleri yaptı.

Onlara anlat: Hani Musa adamına demişti ki: Kendisine hizmet eden Yuşa’ b. Nun’a şöyle demişti: İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar durmayacağım. Rum ve Faris denizlerinin karşılaştığı yere kadar oturmak, dinlenmek ve yolculuktan geri kalmak yok, orada Rabbimin bana işaret ettiği kişiyi bulacağımا Ya da çok uzun bir müddet gideceğim (Kehf Süresi 60).

Eğer onu bulamazsam, onu bulup istifade edinceye kadar çok yol yürüyeceğim. Torbasına kızartılmış tuzlu bir balık koydu ve onu Yuşa’ya verdi. Yola çıktılar. Balığı kaybettiğin zaman bana haber ver diye adamına tenbihledi.

O ikisinin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. İki denizin birleştiği yere varınca, Musa (a.s) kendisine balığın kaybolduğu haberinin verileceğini unuttu, hizmetçisi de balığın başına gelenleri, yani canlanıp suya atladığını ve orada gözden kaybolup gittiğini efendisine söyleyeceğini unuttu.

Bu olay Yuşa iki denizin birleştiği yerde abdest almak için gittiğinde oldu. Denizin kenarında bir kaya vardı. Abdest almak için onun üzerine oturdu. Bu arada torbasına su sıçradı. Sular balığın üzerine damladı. Balık torbanın içinden dışarı fırladı, denizin içine daldı ve Denizin içinde yolunu buldu, kayıp gitti (Kehf Süresi 61).

Su, balığa gıda oldu, balık suyun altında kolayca akıp gitti. Yuşa balığın canlanmasına, suyun içine sıçramasına ve orada kaybolup gitmesine şaşırdı kaldı. Musa (a.s) ve hizmetçisi yolculuklarına devam ettiler. Gece boyunca ve ertesi gün öğleye kadar denizi geçtiler, Yuşa gördüklerini Hz. Musa’ya anlatmayı unuttu.

Uzaklaştıklarında, kaya uzaklarında kalıp, gece boyunca aç bi-ilaç yürüdüklerinde, Musa (a.s) kendisine hizmet eden Gencine dedi ki: Yiyeceğimizi getir; bu yolculuktan çok yorgun düştük (Kehf Süresi 62). Kayadan beri yürüyoruz, çok yorulduk, bitkin düştük.

Yuşa olayı hatırlayıp şaşkınlıkla efendim Dedi: Gördün mü! Biz kayanın yanında durduğumuzda ben balığı unuttum. O kayanın yanında dinlenmek için oturduğumuzda oradaki suyla abdest almak istedim. Su torbaya sıçradı. Balık torbanın içinden denize sıçradı ve onun içinde gözden kaybolup gitti. Bana onu başkası değil, ancak şeytan unutturdu. Sen uykudan uyandıktan sonra balığın başına gelen bu acayip ve harikulade olayı sana söylememi şeytan bana unutturdu. Balık, denizin içinde şaşılacak bir şekilde yolunu tutup gitmişti! (Kehf Süresi 63) Onun suyun içinde öyle akarak kaybolup gidişi görenleri hayrette bırakacak şekildeydi.

Musa (a.s) Yuşa’dan balığı bu şekilde kaybettiğini duyunca sevindi ve ferahladı. Bu sevinç ve ferahlıkla İşte bu bizim istediğimiz şeydi! Bu yolculukta bizim maksadımız ve aradığımız şey işte buydu. Bu olay bizim aradığımızı bulacağımızın, muradımıza ereceğimizin işareti.

Hemen İzlerini takip ederek gerisin geriye döndüler. Kayanın yanına varıncaya kadar yolculuğun sıkıntısını hafifletmesi için birbirlerine : Kıssalar (Kehf Süresi 64) anlatmaya başladılar.

Kullarımızdan birini buldular. Kayanın yanında ibadet ve irfanda mükemmel, halis, tertemiz, sırf hayır dolu kullarımızdan birini buldular. Çünkü biz, ihsan ve cömertliğimizin bereketiyle Ona katımızdan bir rahmet vermiştik. Bu, onun amelinin karşılığı olarak değil, ona bizim bir ihsanımızdı.

Bunun yanında İndimizden (ledün) bir ilim de öğretmiştik (Kehf Süresi 65). Arada eğitim öğretim araç, gereç ve unsurları olmaksızın ve sadece ve sadece bizim bir kerem ve atamız olarak ona, olmuş, olan ve olacağı haber verebildiği gayba dair ledünni bir ilim de bağışlamıştık.

Onun yanına vardıklarında onun sohbeti ile müşerref oldular. Musa ona dedi ki; Musa (a.s) edepli bir şekilde ve öğrenme amacıyla ona şöyle dedi:

Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olabilir miyim? (Kehf Süresi 66)

Ey Hak tarafından desteklenmiş, yakin mertebelerini tamamını aşmış, vahdet denizine ulaşıp onun dalgalarında yüzen kamil insan!

Gayb sırlarından, ilhamlarından, ışıklarından sana öğretilen ilimden bir miktar da bana Tevrat üzerinde yol gösterecek şekilde ve benim kabiliyetim ölçüsünde öğretir misin? O dedi ki: Ey Musa! İlim olarak Tevrat ve meşguliyet olarak da İsrail Oğulları yeter!

Musa (a.sa) cevap olarak şöyle dedi: Allah-ü Teala bana senden istifade etmemi emretti. Beni bundan mahrum etme.

Hz. Musa ısrar etti. Bunun üzerine Sen benimle birlikte sabredemezsin (Kehf Süresi 67). Ey Musa! Dini kuralların ve şer’i hükümlerin açıklanması ile ilgili zahiri ilimlerde ve mazlumun zalimden intikamını alması gibi siyasi ilimlerde her ne kadar çok ve mükemmel bir bilgiye sahip olsan da, bana sabredemezsin.

Kaldı ki, Rabbinin katından getirdiğin şeriata, konulmuş kurallara ve Tevrat’ın hükümlerine aykırı olarak gördüğün her şeyi engellemeye peygamber olman hasebiyle zaten mecbursun. Benim sahip olduğum gayb ve sır ilimleri ise senin kurallarına aykırı gelebilir ve işte o zaman benim yaptıklarıma dayanamazsın.

Sonra bir başka mazeret daha açıkladı: İçyüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin ki? (Kehf Süresi 68) Ey Musa! Manasını ve içyüzünü bilmediğin bir şeye nasıl sabredebilirsin?

Musa (a.s) yumuşakça ona İnşallah beni sabırlı bulacaksın. Sana hiçbir işte karşı gelmeyeceğim (Kehf Süresi 69). Benim sırrına vakıf olmadığım ve şeriatın ve dîni hükümlerin zahirine de aykırı olan gaybi ve haikulade olaylarla ilgili ne yaparsan yap, sana hiçbir muhalefet göstermeyeceğim.

Musa (a.s) onu kabul etmeye mecbur bıraktıktan sonra Hızır )a.s) ona tavsiye yoluyla şöyle

Dedi: Eğer bana tabi olacaksan, ben sana bir şey söylemedikçe bana hiçbir şey sormayacaksın (Kehf Süresi 70). Madem öyle, o halde, senin hoşuna gitmeyen ve şeriatın zahirine de aykırı gelen hiçbir şeyde, sen soru sormadan önce ben sana o olayın açıklamasını yapıp izah etmedikçe beni sorularla bunaltıp, benden bir şeyler öğrenmeye çalışmamalısın.

Bu şekilde kendi aralarında anlaştıktan sonra, bir gemi bulmak için denizin kenarında yürüyerek Gittiler. Bir gemiye rastladılar. Sahiplerinden kendilerini gemiye almalarını istediler. Adamlar onları ücretsiz olarak gemiye almayı kabul ettiler. Sahile iyice yanaştılar ve Gemiye bindiler. Denizin kıyısında duran gemiye bindiler. Gemi gitmeye başladı.

Epeyce bir gittikten sonra Gemiyi deldi. Yani Hızır (a.s) gemiyi tahrip etmeye, yaralamaya başladı. Bir veya iki tahtasını kopararak yerinden çıkardı. Musa (a.s) bunu görünce elbisesiyle o açık yeri kapatmaya çalıştı ve nehy-i münker (kötülüğü engelleme) tarzıyla: Dedi ki: İçindekileri boğmak için mi onu deldin? Gemiyi delersen denize batar ve içindekiler de orada boğulur. Vallahi Öyle bir iş yaptın ki! (Kehf Süresi 71) Şaşılacak, vahim bir şey yapın. Senin maksadın, hiçbir şer’i mecburiyet olmadığı halde bir grubu öldürmek.

Hızır (a.s) hatırlatma ve paylama yoluyla ona;

Dedi ki: Ben sana, bana sabredemezsin dememiş miydim? (Kehf Süresi 72) Ey Musa! Daha işin başında zahiri ilimdeki alışkanlığın sebebiyle benim yaptıklarıma dayanamazsın dememiş miydim?

Musa (a.s) verdiği sözü hatırlayıp özür dileyerek

Dedi ki: Unuttuğum şeyden dolayı beni sorgulama. Bana yaptığın tavsiyeyi ve sana verdiğim sözü unuttum, gaflete düştüm; bundan dolayı beni azarlama Ve işimde bana zorluk çıkarıp engelleme (Kehf Süresi 73). Benim sana tabi olmamı gerektiren işlerin sırları ve gayblarını öğrenme işimde, sırf bu unutmamdan dolayı bana zorluk çıkararak beni bu maksadımdan mahrum etme, engelleme. Beni senden ayırma. O zaman senden beklediğim maksada nail olamam.

Hz. Musa daha nice özürler beyan etti. Bunun üzerine Hızır (a.s) onun özrünü mecburen kabul etti. Sonra gemiden indiler.

Yürüdüler… Derken bir çocukla karşılaştılar. Henüz akil-baliğ olmamış, çocuklarla oynayan bir oğlana rastladılar. Hızır, çocuktan hiçbir günah ya da hiçbir suç sadır olmamışken hemen onun başını tuttu, öldürünceye kadar taşlara vurdu ve çocuğu hemen Öldürüverdi!

Hz. Musa bu işe şaşırıp kaldı! Öfkelendi, öfkesini tutamadı, azar ve paylama dolu bir sesle Dedi ki: Tertemiz bir cana mı kıydın? Hiçbir günahı olmayan, tertemiz bir masumu mu katlettin? Bir cana karşılık da değil! O herhangi birisini de öldürmedi ki bu yaptığın onun bu katline karşılık şer’an bir kısas olsun!

Kaldı ki, o çocuk öyle birisini kasten öldürse bile senin buna velayet hakkın da yok! Vallahi Sen görülmemiş/korkunç bir iş yaptın (Kehf Süresi 74).

O çocuğu öldürmekle sen eşi, benzeri görülüp duyulmamış kötü bir şey yapın. Çünkü, bir insan öldürmek, özellikle de hiçbir günahı olmayan, suç işlememiş, bütün günahlardan masum ve tertemiz bir cana kıymak büyük günahlardandır.

Hızır (a.s) ondan bu eleştiriyi işitince hışımla ve sert bir şekilde;

Ben sana bana sabretmeye güç yetiremezsin’ dememiş miydim? Dedi (Kehf Süresi 75). Çünkü seninle benim aramda farklılık var. Senin ilminle benim ilmim birbirine uymaz. Beni kendi halimle baş başa bırak. İşime karışma! Benden ayıl ve istediğin yere git. Bu kadar yeter!

Musa (as) onu bu kadar öfkelenmiş görünce, son derece pişman bir biçimde Dedi ki: Efendim! Sana verdiğim sözü bozmamdan ve sana karşı sú-i edeple davranmamdan dolayı beni seninle arkadaş ve yoldaş olmaktan mahrum etme, beni bırakma.

Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle yoldaşlığı kes. Seninle arkadaşlığımı bitir. Zira Doğrusu, benden dilenecek özrün sonuna ulaştın (Kehf Süresi 76). Bundan sonra senden özür dilemeyeceğim. Eğer senin işine karışırsam senden ayrılacağım.

  • Hz. Peygamber’in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: “Allah, Musa kardeşime rahmet eylesin; Bu sözü hayası sebebiyle söyledi. Yoksa o, arkadaşı (Hızır) ile daha fazla kalabilseydi daha pek çok acayip şey görecekti.

Gittiler… Derken bir beldeye geldiler. İlim konusunda aralarında anlaştıktan sonra beraber yine yola koyuldular ve nihayet Antakya veya Eyle denen yere geldiler. Açlıklarının şiddetinden dolayı Onlardan yiyecek istediler. Fakat halk onları misafir etmekten kaçındı. Onlara herhangi bir yiyecek vermediler

Yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. Duvar neredeyse yıkılmak üzere idi. Hızır Hemen onu doğrulttu. Onardı, düzeltti ve yeniden sapasağlam bir şekle getirdi.

Hz. Musa ondan bu tuhaf işi görünce itiraz tarzında Dedi ki:

Bu lüzumsuz bir iş, -zira onlar yolcu idiler, duvar tamir etmek gibi ne bir işleri ve amaçları vardı, ne de böyle bir iş için vakitleri vardı Eğer isteseydin buna karşı bir ücret alabilirdin (Kehf Süresi 77). Onlar bize yemek vermekten kaçındıklarına göre, eğer sen isteseydin bu yaptığın işe karşılık onlardan pekala bir ücret alabilir ve onunla azık ve yiyecek tedarik edebilirdin.

Hızır (a.s) Hz. Musa’dan bu gibi sözleri işitince Dedi ki:

Bu, yani bu sualin ve itirazın Benimle senin arandaki ayrılıktır. Benim senden ayrılmamı gerektiren sebeptir. Fakat hemen ayrılmayacağım: Sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım (Kehf Süresi 78).

Hani senin hoşuna gitmeyen, hemen itirazla karşıladığın olayların sırrını haber vereceğim, onların sırlarından bahsedeceğim. Bununla birlikte önce olayları zikredip, sonra da onların tafsilini sana anlatacağım:

Allah-ü Teala’nın bana verdiği ilham ve kalbime gönderdiği telkin ile tahrip ettiğim Gemiye gelince; o, fakirlere aitti. Ondan başka geçim kaynakları olmayan zavallı kimselerindi Onlar denizde çalışıyorlardı. Denizden o gemi sayesinde elde ettikleri ile geçimlerini sağlıyorlardı Onu hasarlı hale getirmek istedim. Onun bir kusuru ve eksiği bulunsun, zedeli halde olsun istedim. Onların ilerisinde bir kral vardı. Çünkü ileride, etrafındakilere kötülük yapan, zalim bir kral vardı ve o kral Her gemiyi gasp ediyordu (Kehf Süresi 79).

Sağlam ve hasarsız gemileri zorla ve zulümle alıkoyuyor, buna karşılık da hiçbir bedel ödemiyordu. Ben, geminin o fakirlerin elinde kalması için onu kusurlu hale getirdim. Esasen bu, Cenab-ı Hakk’ın izni ve inayeti ile ve yine onun zayıf kullarının hallerini gözetmesi, onların menfaatini düşünmesi sebebiyledir.

Hiç tereddüt etmeden öldürdüğüm Oğlana gelince: O, Allah-ü Teala onu küfür, asilik ve türlü türlü şirk ve azgınlık karakteri üzerine yaratmıştı Onun ebeveyni de mümin idiler. Muvahhid ve Müslümandılar. Onun ebeveynini küfür ve azgınlık ile sarmasından korktuk (Kehf Süresi 80).

Kötü karakteri ve bu çıkın hali dolayısıyla, bir de anne ve babasının onun üzerine aşırı düşkünlükleri sebebiyle, o çocuğun ebeveynini küfür ve isyana düşürmesinden korktuk. Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik (Kehf Süresi 81).

O çocuğu öldürüp ortadan kaldırmak istedik. Çünkü böylece, kendilerini tevhit ve iman nimeti ve ismet ve temizlik ikramı ile besleyip büyüten o anne-babaya Rablerinin o çocuğa mukabil, küfür ve günah kirinden tertemiz, İman ve İslam karakteri üzerine bulunan ve üstelik anne-babasına ihsanda bulunmada, güzellik etmede ve merhametli davranmada daha iyi bir çocuk bağışlamasını murat ettik.

Sağlamca ayakta durmasını istediğim Duvara gelince: -Ki, bu da Allah’ın vahiy ve ilhamı ile olmuştur.

O duvar Şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Bu iki çocuk henüz yetişkin olmamıştı. O duvarın altında onlara ait bir define vardı. Orada altın ve gümüşten oluşan bir hazine gömülü idi. O çocukların Babası salih bir zattı. Tevhit ehli, Hakk’a teslim olmuş ve daima ona yönelmiş birisiydi.

Ey Musa Sırf bu yetimlere olan ata ve ihsanının bolluğu ile ve salih babalarını da gözetmek üzere Rabbin, o çocukların rüştlerine erişmelerini ve definelerini çıkarmalarını murat etti.

Çocukların yetişip, yetimlikten çıktıktan sonra -zirá büluğ çağını geçince yetimlik kalmaz ve insan artık hür ve olgun fikir ve düşünce sahibi olur- definelerini o duvarın altından çıkarmalarını istedi.

Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah-ü Teâlâ bana duvarı düzeltip sağlamlaştırmamı ve böylece hazineyi muhkemleştirmemi emretti.

Ey Musa… Bu Rabbinden bir rahmettir. Cenab-ı Hakk’ın o iki yetim çocuğa, onların beslenip büyümesine olan merhametinin bir gereğidir. Bilcümle,: Ben onu kendiliğimden yapmadım. Senin hoşuna gitmeyen, tuhaf ve kötü bulduğun ve itiraz edip karşı çıktığın o şey, bizatihi benden sadır olan, benim kendi aklım, fikrim ve görüşümden kaynaklanan bir şey değildi.

Bilakis, onu bana ilham eden, onu bana yapmayı gösteren ve bizzat yapmamı emreden Allah-ü Teala’dır. Ben bu işte sadece memurum; memur ise mazurdur. İşe bu etraflıca anlattıklarım: Senin sabredemediğin şeylerin içyüzüdür (Kehf Süresi 82). Takat getiremediğin şeylerin sırrı artık sana zahir olmuştur

Not: Yani sırf şu makaleden emin olabilirsiniz ki; istedikten sonra bir kitap yazılabilir. Tefekkür ederek okumalısınız

Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: III / bkz: 205-215

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir