Tarih boyunca bazı insanlar, dindeki ihtilaflar nedeniyle toplumsal birliği bozmuş, kendilerini doğru yolda gösterme iddiasıyla farklı fırkalara ayrılmışlardır. Yahudi, Nasara, Sabii ve Mecusî gibi gruplar, tevhidi terk etmelerine rağmen refah ve mal artışıyla övünmüşlerdir. Ancak Allah, bu durumu bir istidraç vesilesi kılmış ve onların dünyada artan imkânlarının ahirette artacak azaba zemin hazırlayacağını vurgulamıştır.
Toplumsal Birliğin Bozulması
Onların hak dinden ve peygamberlerin yolundan ayrılmalarına rağmen mallarının ve refahlarının artması, doğru yolda olduklarını göstermez. Bu bir istidraçtır; yani Allah onların dünya nimetlerini artırarak onları denemiş, fırsatı lehlerine kullanmadıkları için refahları, kademe kademe felakete ve azabın artmasına sebep olur.
Allah, malları ve evlatlarıyla insanları imrendirmeye aldanmamaları konusunda şöyle buyurur: “Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin! Allah bunlarla, onlara, ancak dünya hayatında azap etmeyi ve canlarını kafir olarak çıkarmayı istemektedir (Tevbe 55)”
Bu ayet ve tefsirlerden çıkarılacak dersler şunlardır:
- Toplumsal birlik ve tevhide bağlı kalmak, insanların dünya refahına aldanmamasını gerektirir.
- Mallar ve çocuklar, kişinin ahiretteki durumu hakkında **kriter değildir**, sadece bir sınavdır.
- İstidraç, Allah’ın kullarını denemesi ve onların ihmalkârlığı veya sapkınlığı sonucu felâkete sürüklenmeleridir.
- Mümin, refah ve güç karşısında tevhide sıkı sarılmalı, kendi sorumluluklarını unutmamalıdır.
Tarih boyunca fırkalar ve inanç ihtilâfları, toplumsal birliğin bozulmasına ve bireylerin yanlış yola sapmasına yol açmıştır. Allah’ın verdiği dünya nimetleri, doğru kullanıldığında bereket, yanlış kullanıldığında ise **istidraç ve azaba** dönüşür. Müminler, bu uyarılardan ders almalı, hem bireysel hem toplumsal sorumluluklarını unutmamalıdır.
