Allah Teala şöyle buyurmaktadır; Dünya hayatının örneği şöyledir. Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri, kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermişti, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için ayetlerimizi iste böyle açıklarız (Ra’d Süresi 24)”
Allah Teala bu ayet-i kerimede dünya hayatının insanların gözünde süslü gözüküp bakanları kendisine hayran bırakan, insanların bu süslere aldanarak kalplerinin arzuladığı bu güzelliklere sahip olup istediği şekilde istifade edeceğini sandığı; Ancak kendisine en fazla muhtaç olduğu bir anda ansızın ellerinden çıkıp yok olacağı, bunun karşısında hiçbir şeyin yapılamayacağı hususlar üzerinde durmuştur.
Keza Allah Teala burada dünya hayatını, yağmur suyu ile örneklendirmiştir. Nitekim gökten yağmur inince, yeryüzünde bitkiler biter, yeryüzü yeşilliği ile güzelleşir, görüntüsü göz kamaştırır hale gelir. Görenler bu görüntüye aldanır, bunun sonsuza dek kendisinin olacağını, onu istediği gibi kullanabileceğini zanneder Ancak; Allah Teala’nın önceden planladıği zaman geldiğinde ürünleri bir anda yok olup sanki hiç yokmuş gibi olurlar. Böylece insanoğlunun hayalleri suya düşer Ellen bomboş kalır.
Dünya hayatı ve ona bel bağlayanların hali bundan farklı değildir. Bu, benzetme ve kıyasın en etkili şekillerinden birisidir. Dünyanın bu afetlere maruz olmasına karşın cennetin bu gibi felaketlerden korunmuş olduğuyla ilgili Allah Teala şöyle buyurmuştur:
“Allah Teala selam yurduna davet etmektedir (Yunus Süresi 25)”. Cenneti burada “darus selam (emniyet yurdu)” olarak adlandırmıştır. Çünkü orada dünya hayatında sözü edilen afetlerden hiçbirisi bulunmamaktadır. Bundan dolayı Allah Teala, cennete davetini umumi olarak yaparken, hidayeti dileyen kimseye tahsis etmiştir. Bu da onun adaleti ve lütfunun bir gereğidir.
Kaynak: İbn Kayyım el-Cevziyye / İ’lamü’l Muvvakkı’in / C: I-II / bkz: 190-191
