1. Anasayfa
  2. KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ

Kureyş Suresi Hakkında Temel Bilgiler


Kureyş Suresi Mekki bir suredir ve 4 ayetten oluşmaktadır. Adını Kureyş kelimesinden almıştır. Kur’an’a göre ise 106. suredir.

Mekke, sadece önemli bir ticaret merkezi değil, aynı zamanda Kabe’nin (Allah’ın Evi) bulunması sebebiyle büyük bir din merkezidir. Araplar, hem ekonomik hem de manevi nedenlerle bu şehre derin saygı gösterirler.

Mekke’nin arazisi üretime müsait olmamasına rağmen ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlayan temel unsur, her yıl yaklaşık dört ay süren hac ve umre mevsimidir. Bu dönemde kurulan panayırlar sayesinde denizaşırı ülkelerden dahi insanlar ibadet ve ticaret maksadıyla Mekke’ye akın ederler.

Mekke halkı, bilhassa Kureyş kabilesi, kendilerini “Ehlullah” ve “Ehl-i Beyt” adıyla anarak şehrin yönetimini elinde bulundurur. Kureyş, ekonomik menfaatleri gereği Kâbe’ye hizmet eder ve taşradan gelenlere yiyecek, içecek ve güvenlik hizmetleri sunar. Bu hizmet, misafirlerde minnet duygusu yaratır ve karşılıklı saygı, ülfet ve dostluğa sebep olur.

Kureyş’in yaşadığı bu saygınlık ve itibar, hiç şüphe yok ki Haram aylar ve Kâbe’nin kutsallığı sebebiyledir. Ayette belirtildiği üzere, başkaları yol emniyeti ve can güvenliği olmadığı için ticaret kervanı göndermeye cesaret edemezken, Mekke ve halkı güvenli ve dokunulmaz kılınmıştır (Neml 67, Bakara 125).

Kureyş, bu güvenlik sayesinde her yıl düzenli olarak iki büyük ticaret kafilesi düzenlerdi:

  • Yazın: Kuzeydeki Şam, Mısır, Filistin gibi bölgelere.
  • Kışın: Güneydeki Yemen, Habeşistan gibi bölgelere.

Seyahatleri esnasında saygıyla karşılanır, ağır vergi, gasp ve yağma ile karşılaşmazlardı. Şayet Kabe Mekke’de olmasaydı ve Allah orayı güvenli kılmasaydı, Kureyş de diğer topluluklar gibi açlık, korku ve imkânsızlıklar pençesinde kıvranacaktı.

Kureyş, bu hakikati bilmesine rağmen, İslam’a karşı çıkarken kazandıkları bu prestiji ve itibarı kaybetme korkularını gerekçe olarak gösteriyorlardı: “Kureyş’in ileri gelenleri diyorlardı ki: Muhammed! Eğer biz seninle birlikte doğru yola uyacak olursak, kesinlikle yurdumuzdan sökülür atılırız.” (Kasas 56-57)

Oysaki Kureyş, Allah’ın bunca lütfuna nankörlük etmemeliydi. Kendilerini açlık ve korku zilletinden kurtaran, güven ve bol rızık bahşeden Ev’in sahibine (Allah’a) samimiyetle ibadet etmeli, O’nun gönderdiği elçisine ve ayetlerine içtenlikle yardımcı olmalıydı.

Tövbe ve Allah’a yöneliş, sadece sözden ibaret olmayıp duygu, düşünce ve ahlaki eylemlerle kanıtlanmalıdır. Din, samimiyetle sadece Allah’a has kılınmalıdır. Yüce Allah’ın tavrı açıktır:

  • “Eğer şükrederseniz size nimetimi mutlaka artırırım; fakat nankörlük ederseniz, azabımın son derece çetin olduğunu da bilin.” (İbrahim 7)
  • “Eğer iman ederseniz, Allah size niye azap etsin ki! Allah, mutlaka iyiliğin karşılığını fazlasıyla verir ve bilir.” (Nisâ 147)

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir