1. Anasayfa
  2. BİLGİBANK

Lut Kavminin Helak Edilmesi ve Gökyüzündeki Düzen


Lut Kavmi

Tarihin tozlu sayfaları arasında yankılanan bir kıssa vardır; önce müjdeyle gelen, sonra bir fırtınayla dindirilen… Melekler, Hz. İbrahim’in kapısını çalıp beklenen o güzel haberi verdikten sonra asıl görev yerlerine, azgınlığın zirve yaptığı Lut kavmine doğru yöneldiler. İnkarın, alaycılığın ve fıtratın dışına çıkmanın bedeli ağırdı. Gökten yağan taşlar ve altı üstüne getirilen bir şehir… O gün sadece bir kavim değil, kibrin kendisi yerle bir edildi.

  • Bugün o bölgeden, o kalıntıların arasından sabah akşam geçip gidenlerin ruhu neden ürpermez?
  • Kur’an’ın hakikatine gözlerini kapayanlar, taşlaşmış o toprakların aslında yaşayan birer mühür olduğunu neden fark etmezler?

İnsanlık tarihi, ders alınmayan ibretlerin tekrarından ibarettir. Modern dünyanın telaşı içinde yanından geçtiğimiz “yıkıntılar” sadece taş ve topraktan mı ibaret, yoksa unuttuğumuz bir sorumluluğun sessiz çığlığı mı?

Gökyüzünün Çatısı ve Yeryüzünün Şefkati

Başımızı kaldırıp yukarı baktığımızda bizi koruyan muazzam bir çatı; ayaklarımızı bastığımızda bizi şefkatle karşılayan bir döşek… Ve her şeyi bir uyum içerisinde, “çiftler” halinde yaratan o eşsiz güç… Göğü direksiz tutan, yerin sükûnetini sağlayan Allah’tan başka kim böylesine kusursuz bir denge kurabilir? Varlıktaki bu çift yaratılış sırrı, aslında bize tek olanın sadece O olduğunu hatırlatmak için değil midir?

Ey Elçi ve ey hakikat yolunda olan! İnsanların yüz çevirmesi seni kederlendirmesin. Sen kınanacak olan değilsin, çünkü senin görevin sadece bir gönül işçiliği; yani öğüt vermektir. Unutma ki, rüzgar ne kadar sert eserse essin, sadece kökü sağlam olan ağaçlar ondan faydalanır. Öğüt, ancak kalbi diri olan müminlere bir ışık olur, ruhlarını yeşertir.

Kavimlerin helakı sadece bir geçmiş zaman kıssası değil;

  • Bugün bizim de içimizdeki “azgınlıkları” taşlayıp ruhumuzu düze çıkarma vaktimiz gelmedi mi?
  • Gökyüzündeki o muazzam nizamı görüp, kendi iç dünyanızdaki karmaşayı bu ilahi düzene uydurmaya ne dersiniz?

Belki de ihtiyacımız olan tek şey, o kadim öğüde kulak verip yeniden “insan” olmayı hatırlamaktır.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir