Mahşer yerinde, kurulan o Büyük Mahkeme’de, suçluların inkar edemeyecekleri kesin delillerle suçları sabit görülüp cezaları nihai olarak kararlaştırıldığında, onlara şöyle seslenilecektir: “Haydi, hayatınız boyunca elçilerimizin sizi sakındırmaya çalıştığı, fakat sizin inatla yalanladığınız o yere gidin bakalım!”
O gün, söz bitmiştir. Artık konuşma ve hüküm sırası Hakimler Hakimi Yüce Allah’a gelmiştir. “Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.” (Mürselat, 35)
İnsanın kendini savunma ve yalanlama kapısı kapanmıştır. Ağızlar mühürlenir ve kişinin inkar etmesi imkansız kılınır, zira deliller bizzat bedenin kendisinden gelecektir:
“Tehdit edilmekte olduğunuz cehennem işte budur! Bugün, inkarınız sebebiyle girin oraya! O gün onların ağızlarını mühürleriz, bize elleri konuşur, ayakları da şahitlik eder (Yasin 63-65)”
- Sadece eller ve ayaklar değil;
- “Kulakları, gözleri ve derileri konuşarak şahitlik eder
- Hatta, insanın kalbi ve vicdanı bile o gün, hakikatin tanığı olacaktır:
Belki de insan, kendisini seyreden göz olacaktır.
O büyük hesap anında, suçlulara özür dilemek için dahi izin verilmez.. Çünkü onlar, yaptıkları her eylemi, kendi özgür iradeleriyle gerçekleştirdikleri tüm tercihleri, amel defterlerinde gözleriyle göreceklerdir.
O an, suçu örtüp cezayı hafifletecek, yalan veya hileye dayalı herhangi bir mazeret ileri sürmeye imkanları kalmayacaktır. Zira her şey, Yüce Allah’ın huzurunda apaçık bir şekilde ortaya serilmiştir. İnkar etmenin hiçbir anlamı yoktur.
