Hakk’ın birliğine (tevhide) giden yol, her talip için kademe kademe ilerlenen, sabır ve aşkla örülü bir tekâmül sürecidir. Tasavvuf ehli için bu yolculuk, sadece bir bilgi arayışı değil; kalp perdelerinin birer birer aralanması ve ruhun asli vatanına doğru kanat çırpmasıdır. Her salikin (yolcunun), ilahi ilimde takdir edilmiş kendine has bir meşrebi ve bu meşrebe uygun özel bir miracı vardır.
Seyr-i Sülûk: Kemaliyet Yolunda Sabırla İlerlemek
Salik, Rabbine giden yolda rüşdüne ve manevi kemaline ulaşana kadar yürümeyi sürdürmekle yükümlüdür. Bu yolculuk, kişinin kendi hakikatini keşfetmesi ve ilahi takdirde kendisi için belirlenen makama vasıl olmasıyla anlam kazanır.
- Seyr-i İlallah: Allah’a doğru başlayan ilk yöneliş.
- Seyr-i Billah: Allah ile beraber, O’nun yardımıyla devam eden yol.
- Seyr-i Fillah: Tevhid makamına erdikten sonra başlayan, ilahi isim ve sıfatların tecellileri içinde kayboluş.
Bu makama erişen salik için artık gaye ve sınırlar ortadan kalkar; o artık “fena” mertebesindedir. Kendi varlığının geçiciliğini idrak etmiş, gerçek varlığın nurunda kaybolmuştur.
Miraçların en yücesi ve en kuşatıcısı, şüphesiz Nebiler Sultanı Efendimiz (s.a.v)’in miracıdır. O’nun miracı, diğer tüm velilerin ve saliklerin miraçlarından farklı olarak Tevhid-i Zati mertebesinde gerçekleşmiştir. Efendimiz (s.a.v), Hakk’ı doğrudan müşahade etmiş ve O’nunla apaçık konuşmuştur.
Efendimiz’in (s.a.v) Cenab-ı Hak ile konuşması; bizim bildiğimiz beşeri kalıpların, mekanın ve yönün ötesindedir.
- Karşılıklı veya yan yana olma durumu yoktur.
- Uzaklık veya yakınlık gibi maddesel ölçülerle tarif edilemez.
Bu vuslat; saf bir huzur, tarifsiz bir sevinç ve manevi bir “erişiş” (vüsül) halidir.
Bu yüce vuslatın gerçekleşebilmesi için “nasut” yani beşeriyet elbisesinin çıkarılması, yerini “lahut” yani ilahi/manevi şerefe bırakması gerekir. Allah Teala, Efendimiz (s.a.v)’e olan sonsuz lütfunun bir nişanesi olarak, bu eşsiz yolculuğu (isra) bizzat Kendi zatına isnad etmiştir. Bu sırlar, ancak doğru bir zevk-i selime sahip olan ve Efendimiz’e tam bir itaatle bağlanan, saf meşrep sahibi inayet mensupları tarafından derinden idrak edilebilir.
Nihayetinde her yolcu, Hakk’ın çekmesiyle (cezbe) tek bir maksada yönelse de, miraçlardaki derece farkları ilahi hikmetin bir sonucudur. Önemli olan, salikin kendi miracını idrak edene kadar yoldan sapmaması ve rüşdünü tamamlamasıdır. Bu yolculuk, “Ben”liğin azalıp yok olduğu yerde, Hakk’ın sonsuz varlığının başladığı o muazzam sükûnet limanında son bulur.
