Nikahın Vazgeçilmez Hakkı: Mehir
İslam hukukunda mehir, sadece maddi bir bedel değil, erkeğin hanımına karşı sadakatinin ve ona verdiği değerin ilk nişanesidir. Tasavvuf büyükleri mehri, “muhabbet akdinin mührü” olarak görürler. Fıkhi bir gerçek şudur ki; mehirsiz nikah olmaz. Koca, mehir belirlemese veya “vermeyeceğim” dese bile, o hak kadına vacip olur ve erkeğin üzerinde bir borç olarak kalır. Ancak bu hakkın ifasında İslam’ın sunduğu kolaylık, yuvaların huzuru için hayati önem taşır.
Mehir peşin (muaccel) olarak kararlaştırılmış olsa dahi, eğer kadın ve velileri razı olursa, koca hiçbir şey vermeden hanımıyla zifafa girebilir. Bu durum, İslam’ın evliliği zorlaştırmak değil, helal bir birlikteliği tesis etmek amacında olduğunu gösterir. Nitekim Hayseme b. Abdurrahman’dan rivayet edilen bir hadisede, maddi durumu zayıf olan bir sahabi için Resulullah (s.a.v.) anlayış gösterilmesini istemiş ve borç daha sonra ödenmiştir.
Buna rağmen, zifaf öncesi az da olsa bir miktar mehir vermek müstehaptır. Bu edep, bizzat Peygamber hane-i saadetinde yaşanmıştır. Hz. Ali (r.a.), Hz. Fatıma (r.anha) ile evlenmek istediğinde, Efendimiz ondan bir mehir talep etmiştir. Hz. Ali “Hiçbir şeyim yok” deyince, Resul-i Ekrem (s.a.v.) ona “Ona zırh gömleğini ver” buyurmuştur. Bu zırh, bir savaşçının en kıymetli varlığıydı; Hz. Ali onu eşine mehir yaparak aslında “Seni hayatım pahasına koruyacağım” mesajını vermiştir.
Kadınların En Bereketlisi: Az Masraf, Çok Huzur
Günümüzde düğün masrafları ve yüksek mehir talepleri gençlerin önünde birer engel gibi durmaktadır. Oysa Hz. Aişe (r.anha) validemizin rivayet ettiği o meşhur hadis-i şerif, huzurun anahtarını sunar: “Kadınların en bereketlisi, masrafı (mehri) en az olanıdır.”
Sadi Şirazi, Bostan adlı eserinde şöyle der: “Gönlü zengin olanın sofrası dar olsa da bereketlidir.” Mehirde kolaylık sağlamak, sadece maddi bir mesele değil, aynı zamanda büyük bir ahlaktır. Dünürü kolay, mehri az ve akrabalık ilişkilerinde hoşgörülü olan kadın, evine bereketi peşinden sürükler.
İmam Gazali, İhya’da evlenecek erkeği uyarır: “Kadının mehri bir borçtur; onu ödememek hırsızlıktır.” Ancak kadına da şunu fısıldar: “Senin bereketin, eşini zora sokmamandadır.” Şimdi kendi kendimize soralım:
- Bir yuva kurarken, Hz. Ali’nin zırhındaki o samimiyeti mi arıyoruz, yoksa gösterişli takıların ağırlığı altında mı eziliyoruz?
- Ebu Talib el-Mekki’nin dediği gibi, “Ameller niyetlere göredir.” Bizim niyetimiz bir ömür sürecek rahmet mi, yoksa yatsıya kadar yanacak bir mülkiyet yarışı mı?
Gusül abdestiyle bedeni, tövbe ile ruhu temizleyen mümin; nikah akdiyle de hayatını birleştirir. Bu birleşimde mehir, kadının güvencesidir. Lakin bu güvenceyi bir “pazarlık” unsuru haline getirmek, nikahın manevi iklimine zarar verir. Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.) gibi önderlerimizin hayatında gördüğümüz sadelik, bizlere asıl zenginliğin malda değil, “kanaat” ve “rıza”da olduğunu hatırlatır.
Mühim olan mehri yatsıya kadar değil, mahşere kadar sürecek bir dua ve sadakatle ödemektir. Yuvanızı bereketlendirmek istiyorsanız, Resulullah’ın (s.a.v.) “kolaylaştırın, zorlaştırmayın” emrine sarılın.
