1. Anasayfa
  2. AİLE VE EVLİLİK

Mehr-i Misil Nedir ve Kadının Hak Sınırı


İslam dini, nikah akdi ile kadına “mehir” adı altında mali bir güvence tanımıştır. Ancak bazen nikah esnasında bir mehir miktarı belirlenmez veya belirlenen mehir geçersiz sayılır. İşte bu noktada devreye Mehr-i Misil girer. Mehr-i misil, kadının kendi emsallerine bakılarak takdir edilen “benzer mehir” demektir. Bu uygulama, kadının hakkının zayi olmaması için İslam hukukunun tesis ettiği bir adalet terazisidir.

Mehr-i Misil Nasıl Belirlenir?

Bir kadının mehr-i misli belirlenirken, onun sosyal statüsü, eğitimi, ahlakı ve aile yapısı dikkate alınır. Hanefi fıkhına göre öncelik, kadının baba tarafından olan kadın akrabalarıdır (halaları, kız kardeşleri, amca kızları). Çünkü insanın aslı ve cinsi, babasının soyudur. Annesine veya teyzesine ise ancak onlar da aynı soydan geliyorsa bakılır.

Resulullah (s.a.v), mehir belirlenmeden evlenen ve eşi vefat eden Vaşık kızı Buru (r.a.) hakkında, onun kendi akrabalarının mehir miktarı üzerinden hüküm vermiştir. Bu sünnet, bizlere “bir şeyin kıymetinin, kendi cinsiyle bilineceği” hikmetini öğretir.

Eğer baba tarafından bir emsal bulunamazsa, toplumdaki benzer özelliklere sahip diğer kadınlara bakılır. Bu noktada şu kriterler esas alınır:

  • Yaşdaşlık ve cemal, mehirde bir ölçüdür.
  • Dul veya bakire olma hali miktarı etkiler.
  • Yaşadığı belde, dönemin şartları ve zenginlik düzeyi.

Mehirde Sonradan Anlaşma

Nikah esnasında mehir belirlenmemişse, ancak çiftler daha sonra mehr-i misilden daha yüksek bir miktarda uzlaşmışlarsa ne olur?

  • İmam Ebû Hanife ve İmam Muhammed‘e göre; eğer zifaf gerçekleşmişse veya ölüm vuku bulmuşsa bu yüksek miktar verilir. Fakat zifaftan önce boşanma olursa kadına sadece “müt’a” (teselli hediyesi) verilir.
  • İmam Ebû Yusuf ise bu durumda anlaşılan miktarın yarısının verilmesi gerektiğini savunarak adaletin bir başka veçhesine dikkat çekmiştir.

Hz. Ömer (r.a.) mehir konusunda halka hitap ederken, miktarların çok yükseltilmemesini tavsiye etmiş, ancak bir kadının ayetle (Nisa, 20) itirazı üzerine “Kadın isabet etti, Ömer yanıldı” diyerek kadının hakkının dokunulmazlığını vurgulamıştır.

Hak Yemekten mi Korkuyoruz, Mal Kaybetmekten mi?

İmam Gazali, İhya’da mehir hususunda erkeğin cömert, kadının ise kanaatkar olmasını tavsiye eder. Ancak kadının kendi hakkından feragat etmesi (mehir düşürmesi) tamamen kendi iradesine bağlıdır. Şirazi’nin dediği gibi: “Gönül rızasıyla verilen bir dirhem, zorla alınan bin altından hayırlıdır.”

Şu soruları kendimize sormalıyız:

  • Bir kadının hakkını takdir ederken “nasıl az veririm” diye mi, yoksa “nasıl adaletli olurum” diye mi düşünüyoruz?
  • Maddi değerlerin ötesinde, eşimizin hukukunu Hz. Peygamber’in emaneti olarak görüyor muyuz?

Mehr-i misil, sadece rakamlardan ibaret bir borç değildir; kadının ailesindeki ve toplumdaki onurunun tescilidir. Haris el-Muhasibi’nin vurguladığı gibi, kul hakkı konusunda kılı kırk yaran bir titizlik göstermek, zühdün başlangıcıdır. Kadın kendi hakkını düşürebilir (hibe edebilir), ancak erkeğin bu hakkı gasbetmesi veya hileyle azaltması “yalancının mumu” misali, hakikat gününde sahibini karanlıkta bırakacaktır.

Unutmayın: En hayırlı mehir, ödenmesi en kolay olandır; ancak en ağır vebal, kasten ödenmeyen mehirdir.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir