İnsan, yaratılış bakımından, madde ve ruhtan teşekkül eder. Maddi cephesini, fiziki görünüşü olan bedeni ve onun tabiî ihtiyaçları; manevi cephesini de, mahiyeti bilinmeyen ruhu ve aklı teşkil eder. Bu yaratılışının neticesi olarak, yüce Allah, insana iki türlü duygu vermiştir.
- Birincisi, insanın ruh ve mana cephesi ile ilgili olan yüce duygulardır ki, bunlar insanı ruhani ve ulvîihayata sevkeder.
- İkincisi ise, insanın maddi ve fiziki yönü ile alakalı olan bir takım süfli duygulardır. İnsan bu duygularına kayıtsız şartsız tabi olursa, ruh cebhesi zayıflar, adeta maddeleşerek adileşir.
İnsandaki bu iki çeşit duyguya mukabil, kainatta da iki çeşit varlık yaratılmıştır:
Melekler insandaki ulvîiduyguları harekete geçirir, ona iyiliği telkin ederler.
Şeytanlar ise, insandaki süfli duyguları körükleyerek onu daima kötülük işlemeye sevk ederler.
Hadîs-i şerîfte bu husus şu şekilde belirtilir: İnsan kalbine iki yönden baskı ve telkin gelir. Birisi melektendir ki, hayrı söyler, hakkı tasdik eder. Kalbinde bunu bulan kimse bilsin ki, bu, Allah’tandır. Ve Allah Teala’ya hamdetsin. Diğer telkin ise, Şeytandan gelir; şerri teşvik eder, hakkı yalanlar ve insanı hayırdan men’eder. Kalbinde bunu bulan kimse, derhal Şeytanın şerrinden Allah’a sığınsın.”
Şu halde, manen yükselmek, ruhen inkişaf etmek isteyen herkes, Şeytanın içinde uyandırdığı süfli ve kötü arzuları susturmak ve onunla mücadele etmek zorundadır.
