Dünya hayatı, insanın önüne binbir çeşit vitrin sunar. Ancak her parlayan şeyin cevher olmadığını, her süslü davetin ise rıza-i İlahiye çıkmadığını bilmek gerekir. İslam hukukunda bir malın sadece kendisi değil, o malın hayata dahil edilme biçimi ve teşvik edilmesi de ahlaki bir süzgeçten geçer.
Reklamın Mahiyeti ve Sorumluluğu
İslam’a göre haram veya meşru olmayan bir nesnenin ya da hizmetin reklamını yapmak, sadece bir ticaret işlemi değil, aynı zamanda o harama ortak olmaktır. İmam Gazali, İhyau Ulumid-din eserinde şöyle buyurur: “Günaha yardım eden, o günahın ortağıdır.” Reklam, tabiatı gereği bir “teşvik” ve “yönlendirme” sanatıdır. İnsanları yanlışa davet eden her kelime, aslında sahibinin boynuna dolanan manevi bir yüktür.
Hz. Ali (r.a), “Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; zira hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz” demiştir. Meşru olmayan bir şeyi allayıp pullayarak topluma sunmak, hem hakka hem de şerefe halel getiren bir eylemdir.
Reklam, nefsin arzularını harekete geçirir. Eğer reklamı yapılan şey haram ise, bu durum insanın iç dünyasındaki manevi dengeleri altüst eder. Haris el-Muhasibi, nefsin hilelerini anlatırken bizi uyarır: “Nefis, haramı süslü göstermekte ustadır.” Bir reklamcı veya aracı, haramı süslü göstererek bu hileye alet olduğunda, toplumun ahlaki zırhında gedikler açmış olur.
İbn Kayyım el-Cevziyye‘ye göre, harama giden yolların kapatılması (Sedd-i Zerai), dinin temel taşlarından biridir. Haramın reklamını yapmak, o yolu kapatmak yerine üzerine halılar sermek gibidir.
Ekmek Kavgasında Helal Çizgi
Pek çok kişi “ekmek parası” diyerek reklamını yaptığı işin içeriğini sorgulamaktan kaçınır. Oysa Hz. Ebubekir (r.a), boğazından şüpheli bir lokma geçtiğinde onu parmağıyla dışarı çıkarmış ve “Vücudumun haramla beslenmesinden korkarım” demiştir.
Sadi Şirazi, Gülistan‘da şu hikmetli tespiti yapar: “Haramla yükselen binanın tavanı, bir gün mutlaka sahibinin başına çöker.”
Helal bir malın tanıtımında beis yoktur; zira bu, helal rızkın yayılmasına ve ekonominin canlanmasına hizmet eder. Ancak meşru olmayan bir şeyin yayılmasına neden olmak, o kötülüğün işlendiği her an için “pay” almak demektir.
İbn Abbas (r.a) der ki: “Allah bir şeyi haram kıldığında, onun bedelini (kazancını) de haram kılmıştır.” Bu yüzden, meşru olmayan bir işin reklamından gelen kazanç, bereketi kaçmış ve huzuru kalmamış bir hayata davetiyedir.
Meşruiyet sınırı sadece yasalarla değil, vicdanla çizilir. Mümin, sadece neyi sattığına değil, neye yol açtığına da bakmak zorundadır. Mevlana‘nın dediği gibi: “Testinin içinde ne varsa, dışına o sızar.” Eğer içimizdeki niyet hakikat ise, elimizden çıkan iş de ancak “helal” olanı tanıtmak ve yüceltmek olur.
