Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Asr-ı Saadetinde, sahabenin bir kısmı sürekli olarak Allah Resulü’nün yanında bulunur; Kur’an ayetlerini ve hadisleri ezberler, onların manalarını derinlemesine kavramaya çalışırlardı. Hz. Peygamber’in Kur’an hükümlerini nasıl uyguladığını bizzat görür, ayetlerin iniş sebeplerine yakından şahit olurlardı. Bu sahabeler, vahyin hem lafzına hem ruhuna nüfuz etmiş kimselerdi.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) vefatından sonra bu sahabeler, İslam’ın tebliği ve yaşatılması için Mekke ve Medine dışına çıktılar. Farklı coğrafyalara dağıldılar; farklı örf, adet ve kültürlere sahip toplumlarla karşılaştılar. Bu yeni toplumlar, karşılaştıkları dini meseleleri sahabelere soruyor; sahabeler de Kur’an ve Sünnet ışığında bu sorulara cevap veriyorlardı.
Sorulan bir mesele hakkında Kur’an’da veya sahih hadislerde açık bir hüküm bulunmadığında, sahabeler ictihad yoluna başvuruyorlardı. Yani meseleyi, vahyin genel ilkeleri doğrultusunda değerlendirip hükme bağlıyorlardı. Bu yönüyle sahabeler, gittikleri beldelerde sadece birer din anlatıcısı değil; aynı zamanda hakim, müftü, vali ve muallim konumundaydılar. Bulundukları yerlerde adeta birer ilim ekolü meydana getiriyorlardı.
Sahabelerin farklı bölgelere dağılmış olmaları, farklı örf ve adetler içinde yaşamaları; ayrıca bilgi, zeka ve kavrayış bakımından aralarında doğal farklar bulunması sebebiyle, karşılaştıkları meselelerde farklı ictihadlar ortaya çıkması kaçınılmazdı. Bu farklılıklar, dinin özünde değil; meselelerin yorumlanışında ve uygulanışında kendini gösteriyordu.
Bir sahabenin etrafında yetişen talebeler, o sahabenin metodunu ve anlayış biçimini devam ettirdiler. Onun vefatından sonra da aynı usul çerçevesinde ictihad etmeye, kapalı meseleleri açıklığa kavuşturmaya ve toplumda ortaya çıkan yeni durumlara hüküm bulmaya çalıştılar. Bu ilmi süreklilik sayesinde fıkhi mezhepler yavaş yavaş teşekkül etmeye başladı.
Zamanla bazı mezhepler, yeterli takipçi bulamadıkları için tarih sahnesinden çekildi. Ancak Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhepleri, ümmetin teveccühünü kazanarak güçlendi, yayıldı ve günümüze kadar ulaştı. Bu mezhepler, İslam’ın değil; İslam’ı anlama ve yaşama biçiminin köklü yorumları olarak varlıklarını sürdürdüler.
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Mezhepler dinin yerine mi geçmiştir?
- Hayır. Mezhepler dinin kendisi değil; Kur’an ve Sünneti anlama ve uygulama yöntemleridir.
Sahabeler neden farklı ictihadlarda bulunmuştur?
- Farklı coğrafyalarda, farklı örf ve şartlar içinde yaşamaları ve meseleleri değerlendirme biçimlerinin farklı olması sebebiyledir.
Mezhep farklılıkları ihtilaf mıdır?
- Bu farklılıklar ihtilaf değil, rahmettir. Dinin özünde değil, uygulamada kolaylık sağlar.
Neden bugün dört mezhep kalmıştır?
- Bu mezhepler, ilmi sistemleri güçlü olduğu ve ümmet tarafından kabul gördüğü için zamanla yaygınlaşmış ve korunmuştur.
Mezhepsiz bir İslam anlayışı mümkün müdür?
- Teorik olarak mümkün gibi görünse de pratikte herkes farkında olmadan bir usule ve anlayışa dayanır. Mezhepler, bu usulü sistemli hâle getirmiştir.
