1. Anasayfa
  2. VAAZLAR

Modern Dünyada Sessiz Kalma Pazarlığı


Tarih boyunca hakikat elçileriyle statüko savunucuları arasındaki en büyük savaş, kaba bir kavgadan ziyade ince bir “pazarlık” teklifiyle başlamıştır. Mekke müşriklerinin Hz. Peygamber’den istediği şey, aslında modern insanın her gün maruz kaldığı o sessiz baskının aynısıydı: “Biraz uyum sağla, biraz görmezden gel, herkesin hoşuna gidecek kadar inan.”

Onlar, putlarına dokunulmamasını, hayat tarzlarının sorgulanmamasını ve sarsılmayan bir sessizliği talep ediyorlardı. Ancak Allah, bu “sahte barış” teklifini kesin bir dille reddetmiştir. Çünkü hakikat, gri alanlarda değil, berrak bir kararlılıkta yaşar.

Günümüzde bu uyum ve taviz beklentisi, modern maskelerle karşımıza çıkıyor. Eleştirme, yargılama, herkesin doğrusu kendine adı altında; yanlışın, haksızlığın ve ahlaki çöküşün karşısında sessiz kalmamız isteniyor. Toplumsal kabul görmek adına değerlerimizden verdiğimiz her küçük taviz, aslında ruhumuzun kalesinden düşen bir taştır. Müşriklerin Hz. Peygamber’den beklediği o “görünüşte kabul”, bugün bizim “aykırı görünmeme” çabamızda vücut buluyor. Oysa gerçek iman, sadece kalpte saklanan bir sır değil; yanlışa “yanlış”, doğruya “doğru” diyebilme cesaretidir.

İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, sadece kürsülerden yapılan bir çağrı değil, bir yaşam disiplinidir. Günümüzde bu görev, genellikle başkalarının hayatına müdahale olarak yanlış yorumlanıyor. Ancak gerçek Emri Maruf; bir dayatma değil, yoldan çıkan birine şefkatle burası uçurum diyebilmektir.

Hz. Peygamber’e verilen emir netti: “Sen doğruluktan sapma, onların hoşuna gidecek gibi davranma.” Bu, bize şunu fısıldıyor: Başkalarının rızasını kazanmak için Hakk’ın rızasından vazgeçilmez. Çevremizde haksızlık yapılırken sessiz kalmak, o haksızlığa ortak olmaktır.

Buradaki ince çizgi, sertlik ile kararlılık arasındaki farktır. Hz. Peygamber, batılı reddederken kırmıyordu ama eğilmiyordu da. Günümüz insanı, hoşgörü kavramını onaylamak ile karıştırıyor. Oysa bir yanlışa hoşgörü göstermek, o yanlışın yayılmasına zemin hazırlar. Gerçek duruş; muhatabını incitmeden ama hakikati de eğip bükmeden, olduğu gibi ortaya koyabilmektir. Tebliğ, karşıdakini mutlu etme sanatı değil; karşıdakini uyandırma ve hakikatle yüzleştirme sorumluluğudur.

Kimin Beğenisi İçin Yaşıyoruz?

Sonuç olarak, müşriklerin beklentisi olan sessiz kalma ve uyum sağlama tuzağı, bugün dijital dünyadan iş hayatına kadar her yerde bizi bekliyor. Bizden beklenen, konforumuzu bozmadan, suya sabuna dokunmadan bir hayat sürmemiz. Fakat mümin, dünyanın rengine bürünen değil, dünyaya hakikatin rengini verendir. Eğer doğruluğumuz birilerini rahatsız ediyorsa, bu bizim yanlış yolda olduğumuzu değil, tam aksine hakikatin aynasını onların yüzüne tuttuğumuzu gösterir.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir