İlim, insanı cehalet karanlığından kurtaran bir nurdur. Fakat bu nur, eğer sahibinin hayatına dokunmaz, ahlakını güzelleştirmez ve organlarını haramdan men etmezse, o ilim sahibinin aleyhine bir delile dönüşür. İslam geleneğinde en büyük aldanışlardan biri, sadece bilgiye güvenip eylemi (ameli) ihmal etmektir. Bu durum, insanı kibrin ve gururun karanlık dehlizlerine sürükler.
İki Tür İlim: Keşif ve Muamele
İlim ehli, eğer kalbiyle bakabilirse ilmin iki büyük nehir olduğunu görür:
- Mükaşefe ve Marifet İlmi: Allah’ın zatını, sıfatlarını ve kudretini tanıma ilmidir. Bu ilmin meyvesi “haşyet“, yani Allah’tan hakkıyla korkmaktır.
- Muamele İlmi: Helali, haramı, güzel ahlakı ve kötü huylardan kurtuluş yollarını gösterir.
Unutulmamalıdır ki: Muamele ilminin tek fonksiyonu ameldir. Eğer amel edilmeyecekse, helali-haramı bilmenin hiçbir değeri ve anlamı kalmaz. Tıpkı şifalı bir ilacın terkibini bilip de onu içmeyen hastanın iyileşemeyeceği gibi, ilmini yaşamına yansıtmayan alim de manevi hastalıklardan kurtulamaz.
Şeytanın İlim Üzerinden Kurduğu Tuzak
Şeytan, alim bir kimseyi kandırmak için ona sadece ilmin üstünlüğü ile ilgili rivayetleri fısıldar. Ona Sen alimsin, şefaatçi olacaksın, sana azap edilmez diyerek gurur aşılar. Ancak aklı başında bir mümin, şeytanın bu tuzağına şu ayet ve gerçeklerle cevap verir:
- A’raf 176: İlmiyle amel etmeyen, hevasına uyan kişinin hali, soluyan bir köpeğin haline benzetilmiştir.
- Cuma 5: Tevrat’la (ilimle) yükümlü tutulup da onun gereğini yapmayanlar, ciltlerce kitap taşıyan eşeklere benzetilmiştir.
Bilgisize Bir, Amelsiz Alime Yedi Kez Yazıklar Olsun!
İslam büyüklerinden Ebu’d-Derda’nın ifadesiyle; “Bilgisize bir defa yazıklar olsun (çünkü imkanı vardı, öğrenmedi). İlmi ile amel etmeyen alime ise yedi kere yazıklar olsun!” Çünkü alim, tehlikeyi gören ama bile bile ateşe yürüyen kimsedir. İlmini fazlalaştırdığı halde hidayeti (doğru yolu) artmayan kişi, yalnızca Allah’tan uzaklaşmış olur.
İslam büyüklerinden Murre’nin tarifine göre gerçek fakih;
- Dünyevi makam peşinde koşmaz, dalkavukluk yapmaz.
- Allah’ın sıfatlarını ve O’nun nelerden razı olduğunu bilir.
- Öğrendiklerini kendi hayatına uygular ve insanların kabul edip etmemesine bakmaksızın hakkı söyler.
Yüce Allah Şems Suresi 9. ayette; “İlmi bilen, yazan, anlatan mutluluğa erdi” buyurmadı; aksine “Nefsini tezkiye eden (temizleyen, terbiye eden) mutluluğa erdi” buyurdu. Aslanın sadece ismini bilen korkmaz; ancak onun yırtıcılığını ve gücünü bilen ondan sakınır. Gerçek ilim, Allah’ın azametini kavrayıp O’na karşı edeple eğilmeyi gerektirir.
Bilgi bir yük değil, bir yol haritası olmalıdır. Kurtuluş, ciltlerce kitap okumakta değil, okunan bir satırı dahi hayata nakşetmektedir.
