Çocuk yetiştirirken asıl hedef, mükemmel değil mutlu bireyler yetiştirmek olmalıdır. Çocuğun ruhsal gelişimini destekleyen sevgi, güven ve anlayış, başarıdan çok daha değerlidir. Mutlu çocuklar, özgüvenli ve sağlıklı bireyler olarak geleceğe hazırlanır.
Kimdir mükemmel çocuk?
- Sınavlarda derece yapan mi?
- Bir sanat-spor dallarında madalya kazanan mı?
- Fiziksel açıdan mükemmel özelliklere sahip olan mı?
- Sonsuz öz güvenli, kendisini çok iyi ifade eden, herkesle iyi ilişkiler içinde olan, herkes tarafından sevilen mi?
- Ya da mükemmel sayılmak için bu özelliklerin hepsine birden mi sahip olmalı?
Asıl önemli soru şu:
- Bu kadar mükemmelini yetiştirmek mümkün mü?
- Bu kadar mükemmel olmak gerekli mi?
- Peki ya çocuk bu kadar mükemmel olmak istiyor mu, kendisine sorduk mu?
Hemen nefsi müdafaaya geçtiğinizi duyar gibiyim:
“Ama ben evladım için en iyisini istiyorum… Onun ileride pişman olmasını istemiyorum… Kapasitesi olmadığını düşünsem zaten ondan bunu yapmasını istemem…” gibi.
Her anne baba, kendi zaaflarının farkındadır ama bu zaafların çocuğunda da olabileceğin kabul etmek istemez. Çünkü çocuğu onun için gerçekleştiremediği hayalleri, kurduğu düşleridir.
Herkesin hayalindeki çocuk akıllıdır, mantıklıdır, çalışkandır, özverilidir, vefalıdır, başarılıdır… Ne zaman ki çocuk sahibi olunur, o hayallerdeki mükemmel çocuk, minik yavrunun bedeninde ve ruhunda aranır. Artık o “mükemmel çocuktur, mükemmel olmaktan başka şansı yoktur.
Devir mükemmeliyetçilik devri. Dolayısıyla ebeveynler kendilerini istemeden de olsa bu yarışın içinde buluyor. Mükemmel çocuklar yetiştirme çabası içerisine giriyorlar. İmkanların oldukça kısıtlı olduğu dönemlerde çocuk olanlar bugün ebeveyn oldular.
“Ben yaşayamadım o yaşasın. Ben göremedim o görsün. düşüncesiyle kendilerine sunulmayan birçok imkanı çocuklarına sunmaya çalışıyor, “minik bay ve bayan mükemmeller yetiştirmeyi arzuluyorlar. Fakat bunu yaparken şu her konuda ustalaşabilir, her açığımızı telafi edebiliriz ancak yaşanmamış çocukluğumuzu asla telafi edemeyiz.
Çocuğumuz belki hayallerimizi gerçekleştiremeyecek, belki onun için çizdiğimiz hayatı yaşamayacak, belki planladığımız gibi doktor, mühendis, avukat olamayacak ama kendi çizdiği yolda ilerleyecek, kendi hayallerini gerçekleştirecek ve tam da istediği gibi idealist bir öğretmen olup mesleğini mutlu bir şekilde icra edebilecek, kendisi gibi mutlu nesiller yetiştirecek.
Yeryüzündeki her çocuk güzeldir ve özeldir. Yeter ki onu özel yapan unsurları fark edebilelim, yeter ki onları objektif olarak gözlemleyelim ve yeter ki onları kendi hayallerimize, isteklerimize, düşlerimize kurban etmeyelim.
Çocuklarımızın potansiyelini fark edelim ve onların potansiyelini aşan beklentiler içerisine girmeyelim. Beklentilerimizi zirveye taşıyıp; çocuğum mutlak suretle birinci olmalı gibi takıntılı düşüncelere kendimizi kaptırmayalım.
Mükemmellik beklentisi, çocuğun üstüne yüklenen bir ağırlıktır, sırtında bir kamburdur. Çocukluğunu bu beklentiyle feda eden, yaşa mamış yılların tortusunu içinde biriktirenler zihinlerinde küçük sıkıntıları büyük problemlere dönüştürürler.
Çocuklarımızın özüne saygı gösterelim ve isteklerimizi ona göre belirleyelim. Başarısız olduğu alanları kabullenip başarılı olduğu alanlarda destek verelim. Tercihlerini küçümsemeyelim ve onu kimseyle kıyaslamayalım.
“Hiç kimse üstün değildir. Hiç kimse aşağı değildir. Fakat kimse eşit de değildir. İnsanlar yalnızca eşsizdir, karşılaştırılamaz.” der Osho.
Bizim çocuğumuz dünyanın en güzel, en özel çocuğudur, eşsizdir. Ona olan sevgimiz rakamlara, şartlara, unvanlara bağlı değildir. Çocuğumuza koşulsuz sevgimizi hissettirelim. Hayatımızı “keşkelerle değil; “iyi kilerle, “çok şükürlerle renklendirelim.
Gülsüm İnal Karapınar
Kaynak: Diyanet Aile Dergisi / Mayıs 2019 / bkz: 30-32
