Mun’akit yemini dört başlık altında toplayabiliriz
1-) Farzları eda ve günahları terk gibi yapılması gereken yemin. Çünkü bunlar ona farzdır ve yeminle birlikte daha kuvvetli bir farz olur.
2-) Bozulması gereken yeminler. Günahları işlemek ve dini vazifeleri yerine getirmeme üzerine yapılan yemin gibi. Dolayısıyla, namaz kılmayacağına, babasıyla konuşmayacağına, bugün filanı öldüreceğine yemin etmesi gibi. Zira Resulüllah (s.a.v): “Kim bir yemin eder, sonra bundan daha hayırlısını görürse, daha hayırlı gördüğü şeyi yapsın” buyurmuştur
3-) Yemini bozmanın yerine getirmekten hayırlı bir iş olması. Müslümanla konuşmamak vs. gibi. Zira Hz. Peygamber (s.a.v): “Neye yemin edip başkasını daha hayırlı gördüm ise daha hayırlı olanı yaptım ve (kefaret ödeyerek) yeminden kurtuldum”
4-) Yemini bozmak ile yerine getirmenin eşit derecede bir hareket olması. Bu durumda yemini korumak efdaldir. Çünkü Allah (c.c) “Yeminlerinizi koruyun” buyurmuştur. Yani bozmaktan koruyun. Yemini bozarsa, Allah’ın (c.c) “Fakat bilerek yaptığınız (bağladığınız) yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar” buyruğundan dolayı kefaret ödemesi gerekir.
Yemin ettiği şeyi kendi iradesiyle veya yapmaya mecbur bırakılmak suretiyle veya yemin ettiğini unutarak yapması arasında fark yoktur. Çünkü fiil gerçek bir şeydir ve onu ikrah ve unutma yok etmez.
Dolayısıyla hangi şekilde olursa olsun yeminin bozulduğu her durumda, günah kazanmasa bile, kefaret şartı bulunduğundan dolayı kefaret gerekir. Çünkü kefaret hükmü, alameti olan “yemini bozma” fiilinin bulunup bulunmamasına göre sabit olur. Dolayısıyla ikraha (zorlama) maruz kalan kişi bir şeyi yapmaya zorlandığında yemini bozulur ve bundan dolayı ona günah olmaz.
Yemin ettiğini unutan kişi de onu yapmakla yemini bozulur, kefaret ödemesi gerekir, ancak ona günah yazılmaz. Çünkü Resulüllah (s.a.v): “Şüphesiz Allah (c.c) ümmetinden hata, unutma ve ikrah edilmelerini kaldırdı buyurmuştur. Kasıt, bunların hükmünün değil, günahının kaldırılmış olduğudur. Çünkü, deli ve uyuyanın yemini, talak bahsinde geçtiği üzere geçersizdir.
Kaynak: Esad Muhammed Said es-Sağirci / Delilleriyle Hanefi Fıkhı / bkz:712-713
