Hidayet ve Dalalet Meselesinde Kulun İradesi ve İlahi Adalet
Hidayet ve dalalet meselesi, İslam düşüncesinin en hassas ve derin konularından biridir. Kur’an’a göre Allah’ın iradesi keyfî ve adaletsiz değildir; bilakis kulun tercihi, yönelişi ve iradeli eylemi esas alınır. Dünya hayatı bir imtihan yurdu olduğu için, insan hangi yolu seçerse onun neticesiyle karşılaşır. Nahl Suresi 93. ayet, bu ilahi adalet ve sorumluluk dengesini çarpıcı biçimde ortaya koyar.
Hidayet ve dalalet hususunda Allah’ın iradesi keyfî ve adaletsiz bir irade değildir. Kur’an’ın ortaya koyduğu temel ilke şudur: Kul diler, tercih eder ve o yönde iradeli bir eylem ortaya koyar; neticeyi ise Allah yaratır. Bu denge, ilahi adaletin ve imtihan sırrının merkezinde yer alır.
Yüce Rabbimiz dünya ve ahiret hayatını imtihan için yarattığını şöyle bildirir: “Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk Suresi 2)
İmtihanın anlamlı olabilmesi için irade ve tercih şarttır. Zorlanan, yönlendirilen ya da mecbur bırakılan bir kuldan sorumluluk doğmaz. Bu sebeple Allah Teala, insana seçme özgürlüğü vermiş; hidayet veya dalalet yolunu kulun yönelişine bırakmıştır.
Ahiret Yurdu Kişinin Kendi Kazancıdır
Kur’an, her insanın ahiretteki yerini kendi eliyle kazandığını açıkça beyan eder: “Her nefis, kazandığına karşılık rehindir (Casiye Suresi 22)”
Bu ayet, ilahi adaletin en açık göstergelerindendir. Kimse başkasının tercihiyle cennete ya da cehenneme gitmez. İbn Abbas (r.a), bu hakikati şöyle özetler: “Allah kullarına yolu gösterir; yürümek ise kula aittir.”
Dünya hayatının imtihan oluşu gereği, Allah Teala hiç kimseyi arzusunun, tercihinin ve kararlılıkla sürdürdüğü eyleminin aksine ne dalalete düşürür ne de hidayete erdirir. Kul hangi yöne yönelirse, ilahi muamele o istikamette tecelli eder.
İmam Gazâlî bu dengeyi şu sözle ifade eder: “Kul kapıyı çalar; açmak Allah’a aittir.” Yani hidayete yönelmek kuldan, hidayetin tamamlanması ise Allah’tandır.
Bu hakikat şu şekilde özetlenebilir: Hidayeti istemek, ona yönelmek ve bu yolda irade göstermek kuldandır; inayet, tevfik ve sonucun yaratılması ise Allah’tandır. İbn Kayyım el-Cevziyye’ye göre, tevfik kesildiğinde kul kendi nefsinin karanlığıyla baş başa kalır.
Nahl Suresi 93. Ayetin Uyarısı
Bu bağlamda Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Allah’a verdiğiniz sözü ve O’nun adını anarak verdiğiniz sözü, az bir dünya menfaati karşılığında bozmayın. Şüphesiz Allah katındaki, sizin için daha hayırlıdır.” (Nahl Suresi, 93)
Bu ayet, hidayetle dalalet arasındaki tercihin çoğu zaman dünya menfaatleriyle sınandığını gösterir. Geçici kazançlar uğruna ahdi bozmak, kalbi dalalete sürükleyen en tehlikeli adımlardandır.
Hasan-ı Basrî’ye göre, dalalet çoğu zaman büyük inkarlarla değil, küçük tavizlerle başlar. Dünya menfaatini ahiret sorumluluğunun önüne koyan kimse, farkında olmadan yönünü kaybeder.
Mevlana bu hakikati şu sözle dile getirir: “Neye yönelirsen, ona benzersin.” Kalbi dünyaya yönelenin adımları dalalete; kalbi hakka yönelenin adımları ise hidayete çıkar.
Hidayet ve dalalet meselesi, Allah’ın adaletini ve kulun sorumluluğunu birlikte anlamayı gerektirir. Tercih, irade ve eylem kuldandır; sonuç ve yaratma Allah’tandır. Bu denge bozulduğunda ya kader inkar edilir ya da sorumluluk yok sayılır.
Nahl Suresi 93. ayet, mümine şunu hatırlatır: Geçici dünya menfaatleri uğruna verilen sözleri bozmak, yalnızca ahdi değil; hidayet yolunu da zedeler. Gerçek kazanç, kulun iradesini hakka bağlamasıyla başlar ve ilahi tevfikle tamamlanır.
