Namazların Belirli Vakitlere Bağlı Olması
Namazlar için belirli vakitler vardı. Namazlar bu vakitlerde kılınır. Peygamberimiz, namazın vaktinde kılınmasına büyük önem verirdi.
Yolculukta Sabah Namazının Kaçırılması Olayı
Bir yolculukta Ashap yorulmuş, bir yerde konaklayıp dinlenmek istemişlerdi. Peygamberimiz, yolculuk şartlarında bile namazı düşünmüş ve: Korkarım uyuya kalıp namazı kaçırırsınız, buyurmuştu. Peygamberimizin müezzini Hz. Bilal:
Ben sizi uyandırırım, deyince, bu güvence üzerine hep beraber istirahata çekilmişlerdi. Ancak onlar gibi Hz. Bilal da uyuya kalmış, uyandıklarında güneşin doğduğunu ve sabah namazının vaktini kaçırdıklarını görmüşler, üzülmüşlerdi.
Peygamberimiz, kendilerini uyaracağını söyleyen Hz. Bilal’a: Bilal, verdiğin söz ne oldu? buyurmuş. Ona üzüntülerini bildirmişti.
Hendek Savaşı ve Vakit Namazının Kaza Edilmesi
Peygamberimizin hiç kimseye beddua etme adeti yoktu. Çünkü O, alemlere rahmet olarak gönderilmişti. Ancak, Hendek savaşında bir ikindi namazını vaktinde kılma imkanı bulamadığı için kendisine bu fırsatı vermeyen düşmanlarına beddua etmiş:
“Güneş batıncaya kadar, bizi ikindi namazını vaktinde kılmaktan alıkoydular. Allah onların kabirlerini ateşle doldursun” buyurmuş, namazın vaktinde kılınmasının önemine dikkat çekmişti.
En Üstün İbadet: Vaktinde Kılınan Namaz
Peygamberimize, hangi ibadetin daha üstün olduğu sorulduğunda: vaktinde kılınan namazdır buyurmuştur.
Namazı vaktinde kılmanın önemini kavrayan kimse, bunu günlük çalışma hayatına da aktaracak ve her işi vaktinde yapmaya özen gösterecektir. Meşhur bir ata sözümüz var: “Vakit, nakittir” Gerçekten vakit çok kıymetlidir. İnsan her şeyi vakit ve zaman içerisinde kazanır. Nakit ile vakit kazanılmaz. Geçmiş bir zamanı geri getirmek için dünyaları verseniz, geçen zaman geçmiştir, artık geri gelmez.
İşte namaz, insan hayatı için vaktin ne kadar önemli olduğunu öğretir ve er şeyi zamanında ve vaktinde yapılması alışkanlığı kazandırır.
Lütfi Şentürk (Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi)
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / Diyanet İlmi Dergisi / 1997 / 3. Sayı / bkz: 25-26
