Nefis muhasebesi, hakikat yolcusunun her menzilde durup kalbini yoklaması gereken en çetin imtihandır. Dile pelesenk olan iman iddiaları, eğer uzuvların ameliyle mühürlenmiyorsa; orada gizli bir nifakın tohumları yeşeriyor demektir.
İnsanın kendi nefsiyle olan bu büyük savaşı, özellikle Nur Suresi gibi ilahi sınırların ve iffetin anlatıldığı mukaddes bir tefsir yolculuğuna çıkmadan önce elzemdir. Zira kalpteki kirler temizlenmeden, ilahi nurun tecellisi o aynada yer bulamaz. Şimdi, “yarın” diyen nefsin hilelerini bir kenara bırakıp, ecelin soğuk nefesini ensemizde hissederek hakikatle yüzleşme vaktidir.
Gönül Aynasında Nefis İle Hasbihal: Bir Hakikat Uyarısı
Ey nefsim! Yazıklar olsun sana!
Dile getirdiğin iman iddiaları ne kadar gür, lakin halin ne kadar hazin. Uzuvlarından nifak sızarken, hangi yüzle sadakatten dem vurursun? Eğer günaha dalarken “Rabbim beni görmüyor” diyorsan, bu cehaletin ve küfrün en koyusudur. Şayet O’nun seni her an müşahede ettiğini bilip de bu isyana cüret ediyorsan, bu yaptığın en büyük ahlaksızlık ve edepsizliktir.
Düşün ki;
Bir kardeşin veya kölen senin sevmediğin küçük bir işi yapsa hiddetlenirsin. Peki, kâinatın Sultanı olan Allah’a karşı bu ne idüğü belirsiz cesaretin nereden geliyor? Eğer O’nun azabına dayanabileceğini sanıyorsan, parmağını bir saniye ateşe tut veya öğlen sıcağında güneşin altında bir saat bekle. Buna gücün yetmiyorsa, cehennemin hararetine nasıl talip olursun?
- Rızık peşinde koşarken gösterdiğin o müthiş gayret nerede, ebedi saadet için sergilediğin bu uyuşukluk nerede?
- Bir lokma ekmek için her kapıyı çalıp her çareye başvururken, ahiretin de tek sahibi olan Allah’ın değişmez sünnetine neden itimat etmiyorsun?
- Dünyalık bir kazanç söz konusu olduğunda çalışmadan olmayacağını bilirsin de, cennetin ancak gayretle kazanılacağını neden unutursun?
- Yoksa sen hesap gününe inanmıyor, ölümü her şeyin bittiği bir yok oluş mu sanıyorsun?
Hatırla ki;
Sen bir zamanlar bir damla suydun. Sonra bir et parçası, sonra tam organlı bir insan oldun. Seni yoktan var eden ilahi kudret, seni mezarından tekrar diriltmeye muktedir değil midir? Eğer bu inanca sahipsen, neden bir yabancı doktorun “bu yemek sana zararlı” demesiyle o yemeği terk ettiğin kadar, Allah’ın haramlarından sakınmıyorsun?
Bir çocuğun “elbisende akrep var” uyarısına delil sormadan elbiseni fırlatıp atan sen; Peygamberlerin, evliyanın ve kâmil mürşitlerin “cehennem ateşi var” uyarısına neden bu kadar sağırsın? Cehennemin ateşi bir akrebin zehrinden daha mı hafiftir? Hayvanlar senin bu garip halini görselerdi, senin bu “aklına” sadece gülerlerdi.
- Ölüm yolun her köşesinde seni beklerken, neden ameli hep “yarınlara” erteliyorsun?
- Ecelin sana bir mühlet senedi mi verdi?
- Ömrünün son yılında yapacağın ibadetin sana yeteceğini mi sanıyorsun?
- Senelerce ilim tahsil etmeyip, köye döneceği son yıl hoca olacağını sanan ahmak talebenin durumuna düşmekten korkmuyor musun?
“Yarın nefsimin şehveti dinecek de ibadet kolaylaşacak” diye bekliyorsan, kendini kandırıyorsun. Allah böyle bir günü yaratmadı ve yaratmayacak. Çünkü cennet, nefsin zorlandığı engellerle (mekarih) çevrilmiştir. Dün aciz kaldığın o şehvet, bugün daha köklü bir ağaç oldu; yarın ise sökülmesi imkansız bir ormana dönüşecek.
Ey nefsim! Bugün geçti gidiyor. Yarın dediğin şey, dünün aynısıdır. Eğer bugün uyanmazsan, ecel uykusuyla uyandığında çok geç olacak.
