Kur’an-ı Kerim, imanı yalnızca sözle ikrar edilen bir inanç olarak değil; sebat, teslimiyet ve kesin itikat isteyen bir kulluk esası olarak ele alır. Nisa Suresi 136. ayet, iman ettiklerini söyleyenlere hitap ederek, iman esaslarında gevşekliğin ve kararsızlığın kişiyi nasıl küfre ve derin bir sapıklığa sürükleyebileceğini açıkça haber verir. Bu ayet, müminler için sarsıcı bir ikaz ve sağlam bir iman çağrısıdır.
İman Esaslarında Sebat ve Nisa Suresi 136. Ayetin Mesajı
Kur’an-ı Kerim’de iman, geçici bir kabul değil; sarsılmaz bir teslimiyet olarak tarif edilir. İman esaslarında tereddüt, kalpte çatlaklar oluşturur ve bu çatlaklar zamanla küfre açılan kapılara dönüşür.
“Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr eden kimse iyice sapıtmıştır. (Nisa Suresi 136. Ayet)”
Bu ayet-i kerime, iman iddiasında bulunan kimseleri yeniden iman etmeye çağırmaktadır. Bu çağrı, imanın korunması ve sağlamlaştırılması içindir.
İman Edilmesi Gereken Temel Esaslar
Ayet, iman edilmesi gereken esasları açık ve net bir şekilde sıralar. İman, parçalanamaz bir bütündür. Bir kısmını kabul edip bir kısmını inkâr etmek, imanı geçersiz kılar.
- Allah Teala’nın varlığına ve birliğine iman
- Meleklere iman
- Semavi kitaplara iman
- Peygamberlere iman
- Ahiret ve kıyamet gününe iman
Allah’a ve Peygamberine Hakkıyla İman
Allah Teala’nın varlığına, birliğine, yaratıcılığına ve mabudluğuna tam bir şuur ile iman etmek, imanın temelidir. Bu iman, sadece bilgi değil; kalpte teslimiyet ve amelde itaattir.
Aynı şekilde, O’nun son peygamberi olan Hz. Muhammed’e (s.a.v.) hakkıyla iman etmek de zaruridir. Peygamberi kabul edip getirdiği hükümlerde tereddüt etmek, imanı zedeler.
İbn Kayyım el-Cevziyye şöyle der: “Peygambere itaat, imanın; ona muhalefet ise nifakın alametidir.”
Kur’an’a ve Önceki Kitaplara İman
Cenab-ı Hakk’ın, Peygamber Efendimiz’e ayet ayet indirdiği Kur’an-ı Kerim’e gerektiği gibi iman etmek farzdır. Bu iman, Kur’an’ı sadece okumak değil; onu ölçü ve rehber edinmektir.
Aynı şekilde, Allah Teala’nın daha önce diğer peygamberlerine indirdiği semavi kitaplara da inanç iman edilir. Bütün bu kitaplara iman, vahyin tek kaynaktan geldiğinin kabulüdür.
Ayet, yalnızca iman etmeyi değil, imanda sebat etmeyi emreder. Bu sebeple mümin, imanını delillerle, tefekkürle ve ilimle kuvvetlendirmelidir.
Hâris el-Muhâsibî şöyle der: “Taklitle iman kurtarır; fakat ilimle iman korur.”
Böylesi bir iman, bir kulluk vazifesi olduğu gibi, aynı zamanda büyük bir saadet vesilesidir.
Her kim Allah Teâlâ’yı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, Kur’an’ın ifadesiyle derin bir sapıklığa düşmüş olur. Bu sapıklık öyle bir haldir ki, kişi artık hidayetten uzaklaşır ve hak yola dönmesi neredeyse imkânsız hâle gelir.
Açıklanan bu ayet, iman etmek isteyen kimselere neye ve nasıl iman etmeleri gerektiğini bildirir. Bu esaslardan birini bile inkâr edenin imanı sahih değildir.
Kur’an’a göre, böyle kimseleri dünyada zillet, ahirette ise elem verici bir azap beklemektedir. Bu gerçek, ayetlerin devamında daha da açık şekilde haber verilir.
