Allah’ın vahdet-i vücudunun, sonradan meydana gelmiş fani mahlukat üzerinde ne şekilde tecelli ettiği hususu, düşünen müminler için, gizlenmiş değildir. Öyle ki, şanı yüce ve nimeti herkesi kapsayan Allah’ın, vahdet-i vücuduna uygun olarak, kainatın her zerresinde ayrı bir tezahürü mevcuttur. Bu tezahürleri ile Allah, kendisi görünmediği halde, isimlerinin ve sıfatlarının tecellisini, mahlukatın kendi özelliklerine de uygun düşecek biçimde açığa çıkarmıştır.
Allah’ın bütün sıfatlarının ve isimlerinin izleri kendinde toplanmış ve tezahür etmiş olarak yaratılan ise insan-ı kamilden başkası değildir. Böylece, Allah insanı, kendi özelliklerinde yaratmış ve yarattıkları arasında kendine halife olmaya müstahak kılmış, onu yarattıklarının en şereflisi yapmış, onu yaratanını ve yaratanının hakikatlerini tanıma nimetiyle rızıklandırmış, olgunlaşması için yakın ilgi göstermiş, peygamberler gönderip kitaplar inzal ederek onu eğitmiştir.
Allah bütün bu yaptıklarını, esma-i hüsnası ile mütenasip olan yüce sıfatlarından bahşettiği kemalatını açığa çıkarmak için yapmıştır. Ta ki o insan, halifelik ve vekillik mertebesinde gönül rahatlığı ile kalabilsin, tevhit kürsüsünde sağlam oturabilsin. Bu sebepledir ki Allah insanları, onlara kıyamadığı için, kendine dönmeye çağırıyor. Onlara, kendilerini koruyucu, kollayıcı, rehber ve kılavuzluk edici olarak takvayı kabul etmelerini tavsiye ediyor
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: I / 397
