İslam ahlakı, sadece açıkça işlenen fiilleri değil, onlara götüren yolları ve zihinde yeşeren sakıncalı düşüncelerin ifşasını da düzenler. Özellikle cinsel konularda, kişinin gerçekleştirmeyi düşündüğü veya arzuladığı eylemleri başkalarına anlatmasının hükmü nedir? Hz. Peygamber’in (s.a.v.), bir muhannesin (kadınsı davranan erkek) yaptığı tasvir ve teklif üzerine verdiği “Bu gibiler evlerinize girmesin” emri, bu konuda kritik bir ölçü sunar. Bu makalede, “niyetin dili” olan bu tür anlatımların neden haram kapsamına girdiğini, yazılı ifadenin sorumluluğunu ve büyük İslam alimlerinin konuya dair ikazlarını inceleyeceğiz.
Hadisin Işığında: Düşünceyi İfşa Etmenin Tehlikesi
Ümmü Seleme (r.a) validemizin naklettiği bir hadise, konunun anlaşılması için canlı bir örnek teşkil eder. Rivayete göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) dinlenirken, yanlarındaki “Hiyt” adlı muhannes bir kişi, Ümmü Seleme’nin kardeşi Abdullah’a hitaben şöyle der: “Allah sizi Tâif’in fethinde başarılı kılarsa, seni Geylan’ın kızına götüreyim. Dört dörtlük bir kadındır o! Öyle dolgun ve salınarak yürür ki, gelirken şöyle, giderken böyle görünür…”
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu sözleri duyar duymaz, bu kişinin evlerden uzak tutulmasını emreder: “Bunlar (bu gibiler) kadınlarınızın yanına girmesin!”
Bu emrin altında yatan en önemli sebeplerden biri, Hiyt’in henüz gerçekleşmemiş, ancak niyet ve tasvir yoluyla açığa vurduğu bir “kavatlık” (zina için aracılık) fiilidir. İmam Gazali, “bu tür konuşmaları, harama giden yolu döşeyen ve nefsi tahrik eden “dil afetleri” arasında sayar. İbnu’l Kayyım el-Cevziyye ise, nefsin haramı tasvir edip anlatmaktan lezzet alabileceğini, bunun da fiili işleme isteğini güçlendiren bir basamak olduğunu belirtir.
Yazı, Donmuş Bir Sözdür: Daha Kalıcı Bir Sorumluluk
Konuyla ilgili hadislerin çoğu sözlü ifadelere yönelik olsa da, İslam düşüncesinde yazı, “donmuş söz” veya “kalemin dili” olarak kabul edilir ve aynı hükümlere tabidir. Hatta yazı, bazı yönlerden sözden daha ağır bir sorumluluk taşır. Zira söz, anlık ve hataen söylenebilir; oysa yazı, kasıtlı bir eylemin, düşünülerek şekillendirilmiş ürünüdür. Sözün etkisi geçici iken, yazı kalıcıdır; zamana ve mekana yayılarak daha geniş kitleleri etkileme potansiyeli taşır.
- Haris el-Muhasibi, nefsin muhasebesinde sadece sözleri değil, kaleme alınanları da hesaba katmanın gerekliliğine işaret eder.
- Abdulkadir Geylani de, kalemin amel defterine kayıt olduğu gibi, yazılan her harfin kıyamette kişinin lehine veya aleyhine bir şahit olacağı uyarısında bulunur.
Bu sebeple, cinsel çirkinlikleri sözlü anlatmak nasıl “dilin zinası” ise, yazılı olarak anlatmak da “kalemin zinası” hükmündedir ve aynı şekilde haramdır.
Niyet ve Şekil: Aslolan İçeriktir
Dinde şekil elbette önemlidir, ancak niyet ve içerik (mazmun) daha belirleyicidir. Bir haram, ister şaka yollu, ister edebi bir üslupla, ister hayali karakterler üzerinden anlatılsın, onun haramlığını değiştirmez.
- İbn Teymiye, “haramı güzel göstermenin (teşhir) veya onu tasvir etmenin, fiili işlemekten daha büyük günah olabileceğini, çünkü bunun başkalarını da günaha teşvik ettiğini savunur.
- Şehâbeddin es-Sühreverdî de, kalbin ancak temiz düşüncelerle beslenerek nurlanacağını, çirkin tasvirlerin ise onu karartacağını ifade eder.
Söz ve Yazıyı Hikmetle Kullanmak
Sonuç olarak, İslam ahlakı, bireyin iç dünyası ile dışa vurumu arasında sağlam bir köprü kurar. Yapılması düşünülen bir cinsel haramı anlatmak, onu zihinde meşrulaştırmanın ve başkalarının nefsine bir fitne tohumu ekmek anlamına gelir.
- Mevlana Celaleddin Rumi’nin, “Söz ya hayat verir, ya da öldürür. Ya ışık saçar, ya da karanlığa boğar” sözü, bu gerçeği veciz bir şekilde özetler.
- Sadi-i Şirazi de, “Ey dil! Sen ya cennet kapısının anahtarısın ya da cehennem kilidinin demiri” diyerek sorumluluğumuzu hatırlatır.
Mümin, sözünü ve kalemini, İmam Gazali’nin ifadesiyle, “Hikmetin ve edebin hizmetine” vermelidir. Bu, kişiyi sadece büyük günahlardan değil, onların küçük görünen başlangıçlarından da koruyacak, sırat-ı müstakim üzere istikametini muhafaza etmesini sağlayacak en önemli adımlardan biridir.
