Oruç İbadetinin Tarihçesi: Hz. Adem’den Hz. Nuh’a ve Son Peygambere Kadar Oru
İnsanlığın ilk atası ve ilk peygamberi Hz. Adem’e kadar uzanan ibadetlerden birisi de oruçtur. Kur’an-ı Kerîm’de: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı (Bakara Süresi 183. ayet)” buyurmuştur.
Ayetten anlaşıldığına göre Ramazan orucu veya aynı miktarda oruç, Hz. Adem’den itibaren geçmiş olan ümmetlere de farz kılınmıştır. Fakat zamanla insanlığa yeni peygamberler gönderilmesini gerektiren şartlar sebebiyle, Allah’ın göndermiş olduğu diğer buyruklar gibi oruç ibadeti de de jenerasyona uğrayarak asli şeklini değiştirmiş veya tamamen terkedilmiştir.
Ancak kullarıma son derece merhametli olan Allah, gönderdiği peygamberleri aracılığıyla buyruklarını yeniden ihya etmiş, oruç ibadetinin de asli özellikleriyle yerine getirilmesini emretmiştir. Bu durum, son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v) kadar böylece devam etmiştir.
Bazı peygamberlerin anane haline gelmiş oruçları, oruç ibadetinin tarihçesi hakkında fikir vermektedir. Matta Încili’nde yer alan bir kayda göre, Hz. Nuh bütün bir seneyi oruçlu geçirmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) de, Matta İncil’nde yer alan bu habere açıklık getirerek “Nuh, Ramazan Bayramı’nın ilk günüyle, Kurban Bayramı müstesna bütün yıl oruç tutmuştur” buyurmuştur.
Suyuti de, Nuh’un (a.s) oruç tutmasıyla ilgili olarak Hz. Peygamber’in (s.a.v): “Allah, Nuh’a gemi yapmaya başlamasını Receb ayında emretmiş, Nuh ve ona inananlar Receb ayında gemiyle taşınmaya başlamış. bu sebeple Hz. Nuh oruç tutmuş ve kendisiyle beraber gemide bulunanlara oruç tutmalarını emretmiştir” buyurduğunu nakletmektedir.
Hanifilikte Oruç:
Hanifilik’te oruç ibadeti hakkında, Kur’an-ı Kerîm’de bir bilgiye rastlanılamamaktadır. Ancak, gelen bazı rivayetlerde Hz. İbrahim’in orucundan bahsedilmektedir. Bu rivayetlere göre Hz. İbrahim her ayın üç gününde oruç tutmuştur. Bundan başka, Cahiliye devrinde Araplar tarafından tutulan Aşura orucunun da Hz. İbrshîm’in Haniflik dininden kalmış olması kuvvetle muhtemeldir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan ve orucun daha önceki ümmetlere de farz kılındığını bildiren ayette yer alan “Sizden evvelkiler” tabirinden Ramazan orucunun Hz. İbrahim’e ve onun ümmetine de farz kılınmış olduğu sonucuna varmak imkan dahiline girmektedir.
Yahudilikte Oruç:
Ramazan orucu veya aynı miktarda orucun Yahudilere de farz kalındığını, fakat Yahudilerin farz kılınan bu orucu terk ederek, sadece senede bir gün oruç tatmaya başladıkları ve bugünün Firavun’un boğulduğu gün olduğunu zannettikleri, Firavun’un boğulmasını ise Aşürü günü olduğu için yanıldıkları kaydedilmektedir. Hz. Musa’nın kırk gün oruç tuttuğu, Hz. Davud’un gün aşırı oruç tuttuğu zikredilmektedir,
Elde mevcut Tevrat’ta Yahudilere oruç tutmaları emredilmektedir. Yahudilikte tutulması farz olan yegane oruç, Yom Kippur adı verilen keffaret orucudur. Yom Kippur, yahudi yılbaşısı olan Tişri ayının 10. günü olup, Ekim ayının sonuna rastlamaktadır. İbranice Tevbe Günü demektir. Bu oruçta imsak, keffAret gününden önceki akşam, güneş batarken başlar. O gece ve ertesi gün akşam ilk üç yıldız görününceye kadar yemek-içmek yasaktır. Oruç süresi yaklaşık 25 saat tutmaktadır.
Tevrat, Yom Kippur (Day of Atonement / KelfAret Günü) orucunda yahudilerin iş yapmasını yasaklamış onların tevAzu içinde bulunup. Rabbe ateşle yapılan takdime sunmalarını emretmiş, yahudilerin bu günde keffAret olunacaklarını bildirmiştir. Yom Kippur orucunun Hz Musa’nın kavmini altın buzağıya tapmalarından dolayı tevbeye çağırmış, tevbe etmeyenler öldürülmüştür. Bu hadiseden dolayı Yahudilerin nesiller boyunca Yom Kippur orucunu tuttukları anlaşılmaktadır..
Yahudilikte oruç, bazen nefsi karma, bazen da cefa aracı olarak kabul edilmiş, bazen da Allah’a yaklaşıma vesilesi sayılmıştır. Yahudilikte oruçlarım bir kısmı matem alameti, bir kısmı tehlike karşısında tazarru ve niyaz için tutulmaktaydı. Babil devrinde, matem ve üzüntü sembolü olarak oruç tutulmuştur.
Yahudiler tarihleri boyunca, başlarına bir bela geldiğinde oruca başvurmaktaydılar.Nitekim Yahudiler Kudüs’ün tahribi ve diğer kederli hadisler sebebiyle dört oruç daha ihdas etmişlerdir. Bunlar, Tebet ayının 10.da (Kudüs muhasarasının başlaması dolayısıyla), Temmuz 17’de (Kudüs kalelerinin düşmesi sebebiyle), Ab 9’da (Bet Amikdaş Mabedinin 1 ve 2. defa tahribi dolayısıyla), Tişri 3’de (Babil kralı Niyozarada’nın musevi asıllı Kudüs valisi Tsom Gedelya’nın düşman tarafından Kudüs’ün işgali sırasında öldürülmesi sebebiyle) tutulmaktadır.
Ayrıca Yahudileri katliamdan kurtaran Babil kralı Ahaşveroş’un musevi asıllı karısı, kraliçe Ester’in adına tutulan oruç 19 ile, Küçük Yom Kippur denilen ve Çadır Bayramı ile Pessah Bayramı’nı takip eden pazartesi ve perşembe günleri tutulan oruç zikredilebilir.
Kitab-ı Mukaddes Davud’un (a.s) orucundan da bahsetmektedir. Hz. Peygamber de. Davud’un (as) bir gün oruç tutup, bir gün yediklerini haber vermişlerdir. Yahudilerin tarihleri boyunca sükut orucuna başvurduklarını da görmekteyiz. Hz. Musa’nın Beni İsrail zahidlerinin, Hz. Meryem’in sükût orucu tuttukları zikredilmektedir.
Hıristiyanlık Oruç:
Kur’an-ı Kerim’den anlaşıldığına göre oruç Hristiyanlara da farz kılınmıştır. Ayrıca oruç, Hristiyanlık’da kilisenin üçüncü emridir. Hristiyanlık’da oruç ile perhiz aynı manada mütalaa edilmiştir. Hristiyanlar da Yahudiler gibi, kendilerine farz kılınan orucu kendiliklerinden ilavelerde bulunarak artırma yoluna gitmişlerdir.
Baza kaynaklarda bildirildiğine göre, Hristiyanlar da Ramazan ayında oruç tutmaktaydılar. Çok şiddetli bir sıcağa tesadüf ettikleri bir yıl, alimleri toplanarak orucun bahar mevsiminde tutulmasına karar vererek, bu davranışlarına keffaret olmak üzere de on gün ilave etmişler, böylece oruç günlerinin sayısı kırk güne çıkmıştı. Daha sonraları, meydana gelen acıklı olaylar dolayısıyla de on gün ilave ederek, oruç günlerinin sayısını elli güne çıkarmışlardır. Daha sonra orucun keyfiyetinde de değişiklik yaparak, orucu pertize dönüştürmüşlerdir.
Hz. İsa’nın kendisine paygamberlik verilmeden önce kırk günlük oruç ile, Yahudilik’te farz olan Keffaret orucunu tuttuğu zikredilmektedir. Ayrıca elde mevcut bazı İnciller’de Hz İsa’nın oruçla ilgili tavsiyeleri nakledilmektedir. Hristiyanlığın ilk kaynaklarından Pavius, Barnabes ve ilk hristiyanların da oruç tuttuklarını Öğrenmekteyiz.
Pavlus’un ölümünden yarım asır sonra, miladi 1. asrın sonunda oruç için kanunlar koyma temayülü başlamıştır. Hristiyanlık tarihi boyunca konulan oruçlar başlıca iki grupta mütalaa edilebilir.
- Okaristik (Şükran) oruç
- Ekleziyastik (Kilisenin koyduğu) oruç
Bu iki çeşit orucu ekseriyetle Katolikler tutmaktadır. Okaristik perhiz, şaraplı ekmek yemeden önce belirli bir süre içinde, her yiyecekten kendini mahrum etmekten ibaret bir uygulamadır. 30
Katoliklerce tutulan ve Büyük Perhiz (Cereme/Kırk Günlük Oruç) olarak adlandırılan oruç çeşidi, “Kül Çarşambası denilen Cereme’in ilk gününden Paskalya gününe kadar devam etmektedir. Katolik kilisesi bu orucu Hz. İsa’yı taklid maksadıyla koymuştur.
Matta incilinde Hz. İsa’nın şeytan tarafından denenmek üzere, Kutsal Ruh tarafından çöle sevk edildiği. Hz. İsa’nın bu sürü esnasında kırk gün oruç tuttuğu nakledilmektedir. Hz. İsa tarafından tutulduğu söylenen be kırk günlük oruç, Bamaba tarafından da haber verilmektedir.
Hz. İsa’nın tuttuğu bu kırk günlük oruç, daha önce Hz. Musa’nın tutmuş olduğu kırk günlük oruca paralellik arz etmektedir. Hz. İsa’nın kendisinin tutuğu kaydedilen bu kırk günlük orucu tutmaları konusunda, ümmetine herhangi bir emir verdiğine elde mevcut İncillerde rastlanılmaktadır.
Hristiyanlarca tutulan bu kırk günlük oruca miladi III veya VI. asra kadar rastlanmadığı, daha önceleri bu oruç süresinin daha kısa olduğu, ancak sonradan oruç süresinin uzatılarak Latinler’de altı haftaya, Grekler’de yedi haftaya çıktığı kaydedilmektedir. Bu sebeple Hristiyanlıktaki orucun menşeini daha sonraki Hristiyan din adamlarının tasarruflarında aramak gerekmektedir.
Aslında Hristiyanlara da 30 günlük Ramazan orucu farz kılınmış, ancak Hristiyanlar orucun mevsimini değiştirerek bahara rast getirmişler, oruç günlerinin sayısını da keffaret olmak üzere kırk güne çıkarmışlardır. Doalyısıyla Kur’an-ı Kerim’den Hristiyanlara da farz kılındığı anlaşılan oruç bir takım tasarruflardan sonra asli özelliğini kaybetmiştir.
Yine Hristiyanlar’ın inancına göre, Hz. İsa Çarşamba günü yakalanmış cuma günü haça gerilmiş, cumartesi günü de gömülmüştür. Bu sebeple bu günlerde Hristiyanlar tarafından oruç tutulmaktadır. Her Çarşamba, her cuma ve her cumartesi tutulan bu oruçlar miladi II. asırda birçok ülkedeki Hristiyanlarca tutulmaktaydı.
Hristiyanlarca, Hz. İsa’nın çarmıha gerilip oldükten sonra tekrar dirildiğine inanılan gün olan Paskalya öncesi de iki gün oruç tutulmaktadır. Bu oruç da miladi IV. asırda konulmuştur. Ayrıca Hristiyanlarca Pentekostes (Elli Gün- lük/Aziz Meryem’in göklere çıkarılması), Hz. İsa’nın ve bütün azizlerin doğum yortularının arefe günlerinde oruç ve perhiz beraberce tutulmaktadır. Miladi IV., asırda oruç tutmayanlara karşı çok şiddetli davranılmıştır. Nitekim Hıristiyan İmparatoru Charlemagne zamanı ile XVII. yüzyılda orucunu bozan Hıristiyanları idam edilmiştir,
Cahiliye Devrinde Oruç:
Cahiliye devrinde de oruç tutulduğu bilinmektedir. Kureyşliler’in Recebü’l-Esam ve Şehr-i Mudar dedikleri ve putların ziyaretine gidip, atire kurbanı kestikleri Receb ayında oruç tuttukları nakledilmektedir. Cahiliye devrinde mevcut olan bir oruç çeşidi de Yahudilikte de mevcut olan “Sükut Orucu dur. Cahiliye Arapları bir gün boyunca hiç konuşmazlar ve bunu ibadet sayarlardır
M.J. Kister, Hz. Peygamber’in vahiy gelmeden önce Hira dağındaki yalnızlık, esnasında oruç tutmadığını ileri sürmektedir. Ancak kaynaklarımızda Cahiliye devrinde hem Kureyş’in, hem de Hz. Peygamber’in oruç tuttuklarına dair malumat verilmektedir. Nitekim Hz. Aişe, Cahiliye devrinde Kureyş’in ve hicretten evvel Hz. Peygamber’in Aşüra Günü oruç tuttuğunu nakletmektedir. Aşura orucunun Cahiliye Araplarına, Hz. İbrahim ve İsmail’den kalmış olması kuvvetle muhtemeldir.
Kur’an-ı Kerim’in ilgili ayetinden Ramazan orucunun İslam gelmeden önce Araplara da farz kılındığı sonucuna varabiliriz. Çünkü Ayetteki “sizden Öncekiler” ifadesi Hz. Adem’e kadar uzanan bir zaman bölümü ihtiva etmekte olup, bu ifadenin Yahudiler ve Hıristiyanlara tahsis edilmesi ayetin taşıdığı manayı daraltır. Bu husus. İslam’ın Hz. Adem’den beri devam eden bir Tevhid Dini’nin mevcut olduğuna ve ihtiyaç üzerine zaman zaman bu dinin peygamberler aracılığıyla yeniden ihya edildiğine dair görüşüne de uygun düşmez.
Sonuç olarak Cahiliye Araplarının, kendilerine farz kılınan bu oruç ibadetini de, kendilerine indirilen diğer buyruklar gibi zamanla terk ettikleri anlaşılmaktadır.
Dr. Ali Osman Ateş D.E.U. İlahiyat Fakültesi Hadis Araştırma Görevlisi
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / Diyanet İlmi Dergisi / 1990 / 2. Sayı
