Oruç, sadece dini bir ibadet değil aynı zamanda tıp açısından da insan sağlığına önemli katkılar sağlar. İnsan, yaşamını sürdürebilmek için diğer canlılara muhtaçtır. Hayvanlar, yedikleri besinleri sindirip dönüştürme yeteneğine sahipken, bitkiler ise ihtiyaç duydukları gıdayı toprak, su ve ışıktan sentezleyerek elde ederler. Ancak insanın ne selülozu parçalayacak bir enzimi vardır ne de fotosentez yapabilme kabiliyeti. Bu nedenle insan, hazır ve tam gıdalara ihtiyaç duyar.
İnsan sağlığı sadece gıda alımına değil, bu gıdaların dengeli bir bileşimle alınmasına da bağlıdır. Gıda yetersizliği kadar aşırı gıda tüketimi de vücuda zarar verir. Gereğinden az alınan gıda kaşeksi (aşırı zayıflık), gereğinden fazla alınan ise obeziteye yol açar. Vitamin ve minerallerin eksikliği veya fazlalığı da çeşitli hastalıklara neden olabilir.
Sindirim sistemi, doğumdan ölüme kadar sürekli çalışan bir mekanizmadır. İnsan, dışarıdan aldığı gıdaları bu sistem sayesinde faydalı hâle getirir. Bu sistemin sağlıklı işlemesi, doğru ve zamanında beslenmeyle yakından ilişkilidir.
Bunu bir araca benzetebiliriz: Yeni bir araç, uygun yakıtla çalıştırılmazsa, yağları zamanında değiştirilmezse ve gerekli bakımlar ihmal edilirse arıza yapar. İnsan bedeni de aynen bu şekilde, belirli aralıklarla gözden geçirilmeye, toksinlerden arındırılmaya ve uygun gıdalarla beslenmeye ihtiyaç duyar.
- “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz.” (A’raf, 31)
Bu ayet, Müslümanın beslenme prensibini açık bir şekilde ortaya koyar: Helal olan nimetlerden yararlanılacak fakat israfa kaçılmayacaktır. Yani ihtiyaç kadar yemek yenilecek, fazlasından sakınılacaktır.
Yeterli ve dengeli beslenen Müslüman, vücudu sağlıklı ve dinç olduğu için ibadetlerini de huzur içinde yerine getirir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre “Sağlık, insanın bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik hâli içinde olmasıdır.” İslam da bu tanımı destekler niteliktedir.
Oruç, sadece yemek ve içmekten uzak durmak değil; aynı zamanda ruhsal terbiyedir. Gıda rejiminin disipline edilmesiyle birlikte ruh dünyası da bir ay boyunca revizyona girer.
İnsan, yaşamını sürdürebilmek için üç temel ihtiyaca sahiptir: yiyecek, giyecek ve barınak. Bu ihtiyaçlara ulaşma arzusu insanın en temel ruhsal dürtülerindendir. Özellikle açlık, insanı davranışa iten en güçlü uyarıcılardan biridir.
Oruç tutan bir Müslüman, açlık ve susuzlukla mücadele ederken ruhunu da eğitir. Bu süreç, kişinin sadece fizyolojik değil, ruhsal gelişimine de katkı sağlar. Dürtülerini kontrol altına alabilen birey, sabırlı, kontrollü ve anlayışlı olur.
Sindirim sistemi; ağızdan anüse kadar uzanan, oldukça karmaşık ve düzenli çalışan bir mekanizmadır. Bu sistemin etkin çalışabilmesi için düzenli bir yemek alışkanlığı gerekir. Zamanında ve ölçülü şekilde yenilen gıdalar, bu sistemi yormaz; aksine destekler.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sofradan yarı aç kalkmayı öğütlemiş ve midenin üçte birini yemekle, üçte birini suyla, kalan üçte birini ise boş bırakmayı tavsiye etmiştir.
Oruç, sindirim sistemine dinlenme fırsatı sunar. Gün boyu çalışmak zorunda kalan mide ve bağırsaklar, oruç sayesinde kendilerini yeniler.
Oruç, İslam’ın insan sağlığına sunduğu en hikmetli uygulamalardan biridir. Sadece mideyi değil, bütün vücudu ve ruhu etkiler. Bireyin fizyolojik ve psikolojik yapısını disipline eder, iç dünyasında bir denge oluşturur.
Oruç tutan Müslüman, hem Allah’ın emrini yerine getirmenin huzurunu yaşar hem de bedenen ve ruhen sağlıklı bir hayata adım atar. İslam’ın bu muazzam sistemi, çağımızın en büyük sorunlarından biri olan sağlıksız yaşam alışkanlıklarına karşı ilahi bir reçetedir.
Dr. Tahir ÖZAKKAŞ
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı / Diyanet İlmi Dergisi / 1990 / 2. Sayı
