Vefa; sözünde durma, sevgi ve dostlukta sebat etme, kendini sevenleri, kendisine iyiliği dokunanları unutmama, dostlarıyla ilgiyi kesmeme gibi anlamlara gelir.
Bu güzel özelliklere sahip olan kimseye de vefakar denir. En büyük vefakarlık, Allah’a verilen sözü tutmaktır. O’na kul olmak ve kulluğun gereğini yerine getirmektir. Tavır ve davranışlarıyla dost-düşman herkese güven vermektir.
Şöyle bir menkıbe anlatılır:
- Bişr-i Hafi, kendisine 20 yıl hizmet etmiş müridine bir gün “Bizimle devam edemezsin” der.
- Müridi çok üzülür ve sebebini sorar.
- Bişr şu cevabı verir: Evladım bizim yolumuz öyle bir yoldur ki, bu yolda düşmanların bile senden emin olmalıdır.
Evet; bu yol öyle bir yoldur ki, insanlar sizi sevmeseler bile, sizin için “vefasız, güvenilmez” dememelidirler. Ahde vefa; yaptıkları ve söylediklerinde Sevgili Peygamberimiz gibi olabilmektir, sevdiklerini hayatta iken ve vefatı sonrası hayırla yad edebilmektir:
Hz. Hatice’nin vefatından yaklaşık on yıl sonraydı. Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hale; oğlunu, gelini Zeyneb’i ve torunu Ümame’yi görmek için Medine’ye gelmişti. Peygamber Efendimiz bir gün Hz. Aişe’nin odasında iken kapı çalındı ve bir kadın sesi, içeri girmek için izin istedi.
Peygamber Efendimiz birden sarardı ve titredi. Bunun sebebini anlayan Hz. Aişe ona sitem etti. Hz. Peygamber’in, Hale’nin sesinden ablası Hatice’nin sesini duyar gibi olduğunu anlamıştı.
Nitekim Peygamber Efendimiz, Hz. Aişe’nin tahminini doğruladı ve Hale’nin içeriye girmek için izin isteyiş şeklinin de, sesinin de aynen vefat eden eşi Hz. Hatice gibi olduğunu buyurdu.
Hz. Aişe hadisenin devamını şöyle anlatıyor; Sanki dünyada Hatice’den başka kadın yok. İhtiyarlıktan ağzının dişler dökülmüş ve bir zamanlar ölüp gitmiş. Kureyşli bir kocakarının nesini anıp duruyorsun? Allah sana onun yerine daha hayırlısını verdi” dedim
Allah Resulü bunun üzerine Hayır, Allah Teala bana ondan daha hayırlısını vermedi. Halk bana inanmazken o inandı. Herkes bana yalancı derken o, doğru söylediğimi kabul etti. Kimse bana bir şey vermezken o, beni malıyla destekledi ve Cenab- Hak bana ondan çocuklar ihsan etti dedi. İçimden “Bir daha Hatice hakkında kötü söz söylemeyeceğim dedim.
Bir başka gün ise yaşlı bir kadın Peygamberimize ziyarete geldi. Peygamberimiz o kadına özel ilgi gösterdi ve ihtiramda bulundu. Bu durum Hz Aişe’nin dikkatini çekti. Merakla “Bu kadın kimdi ya Resulullah? diye sordu. O da; “Hatice’nin arkadaşıdır. Onun sağlığında bize gelip giderdi. Kuşkusuz ahde vefa göstermek imandandır buyurdu
Vefa, doğruluktan ve verdiği söze sadakatten ayrılmamaktır
Sevgili Peygamberimizin kabrini ziyaret amacıyla Medine’ye gelen bir genç devesini öldüren ihtiyara attığı taşla, ihtiyarın ölümüne sebep olur. Yapacak bir şey yoktur Adamın çocuklarını bulur ve durumu anlatır. Çocuklar, genci Hz. Ömer’in huzuruna getirir ve kısas isterler. Genç hükme razıdır.
Ancak, yetim bir çocuğun altınları kendisinde emanettir. Bunun için üç gün izin ister. Yerine kefil bulması halinde izin verilebilecektir. Medine’nin yabancısı olan bu genç kefil olarak Ebu Zerr’i gösterir.
Ebu Zerr de buna rıza gösterir. Günler geçer ve nihayet üçüncü günün sonuna doğru kanter içinde genç gelir. Kaçıp kurtulması mümkünken, kısas için geri gelmiştir. Durumuna hayret edenlere ise şu dersi verir;
Mümin olan sözünde durur, ahdine vefa gösterir. Ölüm öyle bir şey ki vakti ne ileri alınır ne de geri. Ondan kaçmakla kim kurtulmuş ki ben kurtulayım?
Geldiğime hayret ediyorsunuz. Elbette gelecektim! Ben ‘Dünyada ahde vefa kalmadı, sözünü söyletir miyim?
Bu arada Ebu Zerr’in tanımadığı bir adama canı pahasına kefil olması da son derece hayret verici bir baş ka olaydır. Ona da bu genci tanımadığı ve böyle bir kefilliği nasıl kabul ettiğini sorduklarında:
“Hayır bu genci tanımıyordum. Lakin bu olay Müminlerin Halifesi ve birçok sahabenin huzurun da gerçekleşti. Çok samimi bulduğum ve çaresiz kalmış bir kimsenin işini görmemek üstelik bana güvendiği halde onu yüzüstü bırakmak doğru muydu? Hem, ben bu teklifi kabul etmeyip “Bu dünyada fazilet diye bir şey kalmamış dedirtir miyim?” der.
Asr-ı saadet, vefa konusun da da günümüze ışık tutuyor. Yeter ki aydınlanmasını bilelim.
Sabri Akpolat (Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı)
Kaynak: Diyanet Aile Dergisi / Eylül 2017 / bkz: 26-27
