Bir kişi, Allah’ın kendisine lütfettiği zenginliği sadece kendi mülkü sanıp paylaşmaktan kaçındığında, aslında kendi rızkının önünü keser. Rızkı daraltan temel davranışlar şunlardır:
- Malın içindeki “akraba, yoksul ve yetim” payını vermemek, o malın temizlenmesini engeller.
- Sadece kendisi vermemekle kalmayıp, başkalarını da iyiliğe teşvik etmeyen bir yapı, toplumdaki bereket damarlarını kurutur.
- Toplumsal bir hayır faaliyetine girmemek, ferdi zenginleşmeyi toplumsal bir huzura dönüştürmeyi engeller.
Rızkın bereketini en hızlı yok eden günahlardan biri de miras adaletsizliğidir. Helal-haram gözetmeden yapılan şu hatalar, kişiyi hem dünyada hem ahirette “şerefsiz” bırakır:
- Diğer varislerin payına el koyarak malı yığmak, o malı zehirli bir hale getirir.
- Miras hukukunu çiğneyenler, elde ettikleri geçici maddi güç ile kalıcı bir itibar kazanamazlar.
Sonuç oalrak: Başkasının hakkını yiyerek büyümeye çalışanlar, ilahi adaletin bir tecellisi olarak zamanla “muhtaçlara muhtaç” hale gelebilirler.
Rızık ve Şeref Arasındaki Doğru Orantı
İslam’a göre gerçek “şeref” (onur), sahip olunan malın miktarıyla değil, o malın nasıl yönetildiğiyle ölçülür. Metnin özeti şudur:
- İnfak = Bereket: Mal üzerindeki hak sahiplerine paylarını vermek, rızkı ilahi bir koruma altına alır ve artırır.
- Cimrilik = Darlık: Paylaşılmayan mal, sahibine yük olur ve ruhsal bir darlıkla birlikte maddi kayıpları da peşinden getirir.
Paylaşılmayan zenginlik bir gün sahibini tüketen bir fakirliğe dönüşebilir.
