İlahi tecellilerin şuunatın lütuftan kahra, kabzdan basta, ve cemalden celale her an sürekli olarak değiştirdiğini, tahkiken bilen kimseye şu husus gizli kalmaz:
Muhakkak ki zorluk ve kolaylık, nimet ve azap, darlık ve genişlik, sevinç ve keder, galibiyet ve mağlubiyet gibi birbirine zıt hallerin tümü, zamandaki ve zamana bağlı varlıklardaki değişimlerin hepsi, bu değişim ve zıtlıkları meydana getiren ilahi tecellilere bağlıdır. Zira mahlukattan hiçbir şey değişmeden sürekli kalamaz.
Gerçekte tüm mahlukat, sufilerce teceddüd-i emsal denilen zıtların birbirlerinin yerine geçmesiyle sürekli yenilenen birer a’raz kabul edilir. Bu yüzden yukarıda sayılan nitelikler herhangi bir toplumun sürekli sahip olacağı şeyler değildir. Yukarıdaki durumlar, süregelen ilahi kanun ve adetin akışına uygun şekilde insanlar arasında değişerek sürüp gitmektedir. Zaten vakıa da budur. Bundan dolayı Allah-ü Teala ehl-i kitap olan Hıristiyan Roma’ya karşı galibiyet kazanmış olan Perslerin galibiyet haberini aldıklarında sevinip neşelenen Mekkeli müşriklerin bu sevincini reddedip onlara cevap vermiştir.
Mekkeli müşrikler Perslilerin Roma’yı yenmesine öyle çok sevinmişlerdi ki kibirlenerek müminlere dediler ki: Bizim kardeşlerimiz sizin kardeşlerinize galip geldikleri gibi bizler de sizlere üstün geleceğiz. Bu yüzden müminler Romalıların mağlubiyetine üzüldüler. Allah-ü Teala bu sureyi müminleri teselli etmek ve üzüntülerini gidermek amacıyla indirdi.
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: IV / bkz: 259
