1. Anasayfa
  2. Uncategorized
Trendlerdeki Yazı

Sakın Dünya Hayatı Sizi Aldatmasın


Esip savuranlar, Tohumlarını yaydıkça yayanlar, Hakla batılı, doğru ile eğriyi ayırt edenler, Vahyi getiren melekler hakkı için: Hak sahiplerine özür, yahut haksızlara tehdit olarak. Size vaat edilen mutlaka gerçekleşecektir, Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman, Gök yarıldığı zaman, Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman, Resullere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri belirlendiği zaman; beklenen kıyamet kopmuştur. Bunlar hangi güne ertelendiler? Hüküm gününe!, Hüküm günü” nedir bilir misin?, Hakkı yalan sayanların o gün vay hallerine! (2)”.

Var gücüyle koşanlar, Neşe ve şevkle yürüyenler, Yüzüp yüzüp gidenler, Yarışıp geçenler (3)”, Gök yarıldığı zaman. Yıldızlar parçalanıp etrafa saçıldığı zaman. Denizler birbirine katılıp tek deniz haline geldiği zaman. Kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman (4)”.

“Güneş ve onun aydınlığı, hakkı için!. Onu izlediği zaman ay hakkı için!. Dünyayı açığa çıkaran gündüz, Onu bürüyüp saran gece hakkı için!. Gök ve onu bina eden, Yer ve onu yayıp döşeyen, Her bir nefis ve onu düzenleyen, Ona hem kötülük, hem de ondan sakınma yolu ilham eden hakkı için ki (5)”.

“Karanlığı ile ortalığı bürüdüğü zaman gece hakkı için! Açılıp parladığı zaman gündüz, Erkeği de, dişiyi de yaratan kudret hakkı için ki (6), Gazilerin nefes nefese koşan, Koşarken tırnaklarıyla kıvılcımlar saçan, Sabah erkenden baskın basan, O esnada tozu dumana katan, Derken düşman kuvvetinin ortasına dalan atlar hakkı için ki: Gerçekten insan Rabbine karşı çok nankördür! (7)” ve “kıyamet gerçektir, hepiniz ölümden sonra diriltileceksiniz!) (8)”ve

“Güneş dürülüp ışığı söndüğü zaman; Yıldızlar yerlerinden düşüp dağıldığı zaman, Dağlar yürütüldüğü zaman, Doğurmak üzere olan develer, kıyılmaz mallar terk edildiği zaman, Vahşi hayvanlar diriltilip toplandığı zaman, Denizler ateşlenip kaynatıldığı zaman, Nefisler eşleştirildiği, ruhlar bedenlere girdiği zaman, Diri diri gömülen kız çocuğuna, Hangi suçtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman. Hesap defterleri açıldığı zaman. Gök cisimleri yerlerinden kaydırıldığı zaman, Cehennem alev alev kızıştırıldığı zaman. Cennet yaklaştırıldığı zaman. İşte o zaman… Her insan hazırladığını, ortaya ne koyduğunu anlayacaktır (9)”.

“Siz her yüksek yere bir alamet dikerek eğleniyor musunuz?” O muazzam yapıları dünyada ebedi kalmak gayesiyle mi inşa ediyorsunuz? (10). Siz burada, konfor ve güven içinde kendi rahatınıza bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? (11). Böyle düşündüğünüz için mi dağlarda ince bir sanat eseri lüks villalar yontuyorsunuz?(12)”. Oysa “Düşünseler şunu da anlarlardı ki: bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir ve ebedi ahiret diyarı ise, hayatın ta kendisidir. Keşke bunu bir bilselerdi! (13)”.

Düşünmez misiniz ki Allah Teala’nın sana bahşedip de lütuf ve ikramıyla sana verdiği zerre kadar bile olsa her şey bir imtihan gereğidir. Sen onu Hak için mi yoksa kendi nefsin için mi kullanacaksın diye seni imtihan etmektedir.

Ama bizim avam tabakası sağolsun bir evi varken Allah onu da elinden alsın belki bu sefer yetmezmiş gibi bu seferde oturamayacağı binalar inşa eder, oturamayacağı evler satın alır -hakkını verdikten sonra ticaret maksadı ile ekmeğini bu yoldan kazananları tenzih ederim- yaşlanınca otururum, yaşlanınca kiraya veririm geliriyle geçimimi sağlarım, yok çocuğuma kalsın, yok kızıma kalsın vs vs.

Türlü türlü mazeretler adı altında bir sürü bahaneler üreterek kendisi için haklı sebepler arar ama gel gör ki bunların hepsi kocaman bir sıfırdan başka bir şey değildir. Bunları yaparken aslına bakacak olursak eğer hepsi mideyi doyuramamaktan yani aç kalmaktan korktuğu dünya malını sevdiği için yapıyor. Ne evlat, ne yaşlılık nede diğer mazeretler aslında gerçek değil. Bunların hepsi mideye açılan birer gerçek birer kapıdır.

Oysa senin rızkını veren Allah olduktan ve senin rızkına bir şeyleri vesile kılarak kefil olmuşsa daha neden korkuyorsun, daha gelmesi bile ihtimal dahilinde olmayan bir günün endişesini neden bugüne taşıyıp da gelmesi mümkün müdür değil midir bilinmeyen bir günün acısını bugün çekmek için can atıyorsun ? Akıl alacak iş değil…!!!

Oysa Allah Teala şöyle buyurmaktadır: Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verebilecek olan kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar (14). (Allah’tan) başka ibadet ettiğiniz putlar, sizin rızıklarınızı yaratıp sizi rızıklandırmaya güç yetiremezler. O halde rızkınızı Allah nezdinde arayın, yalnız O’na ibadet edin ve O’na şükredin, sonunda yine O’nun huzuruna götürüleceksiniz (15)” .

“Rahmetinden ötürü Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz, (gündüzün) O’nun fazlu kereminden (rızkınızı) arayasınız ve şükredesiniz (16)” Kısacası sizin değer verdiğiniz, gözünüze hoş görünüp de tüm benliğinizi kaplayan her şey sizin için birer puttur.

Bu konuda Malik b. Dinar: Dünyaya üzülmen ahiret üzüntüsünü kalbinden çıkarır. Dünyaya sevinmen de ahiret sevgisini kalbinden uzaklaştırır,

Nitekim bu konuda da Peygamber Efendimiz (s.a.v)’den : “İki aç doymaz. İlim (öğrenmek) isteyen ve dünyayı isteyen” hadis-i şerifi nakledilegelmiştir.

Üstte belirtildiği üzere insanın tüm birikimleri midesinin boş kalma korkusundan, aç kalma korkusundan kaynaklanıyor. Oysa Selef-i Salih’ten bir zatın şöyle dediği nakledilmiştir: “Açlık ahiretin anahtarı ve zühdün kapısıdır. Tokluk ise dünyanın anahtarı ve tutkuların kapısıdır” Bizim gibi kıt görüşlü ve basireti kör olanların yaptığı ancak; kapıyı çatıda arayıp oradan girmeye çalışan ahmak insanın durumu gibidir.

Yine Hikmet ehlinden bir zat şöyle demiştir: “Mide kulun dünyasıdır. Kul, midesine sahip olabildiği ölçüde zühd sahibi olur. Midesi ona sahip olduğu ölçüde de dünya ona sahip olur”. Dünyanın sahip olduğu insan da helak olur ki Allah cümlemizi böyle bir akıbete maruz kalmaktan korusun…!!!.

Aslında yemek ve mide konusu hakkında aktarılacak yazılacak birçok not var, ancak bunu, bu toplumda başarman imkansızdır. Evli isen de eşin senin görüşünde ve sahip olduğun değerlere sahip değilse yine imkansızdır. Bunu başarmak için ancak bir mağaraya çekilip uzlet hayatı yaşaman gerek ki bu zamanda buda imkansızdır belki de. Zaten bu konulara değinmenin yeri de burası değil.

Yukarıda belirtildiği üzere; bir evi varken yada ihtiyacını karşılayacak bir malı, serveti mevcut iken bununla yetinmeyip daha fazlasını isteyenler, bu servetin kendilerinin kaçınılmaz akıbeti olan ölümü geciktireceğini sananlara istinaden Allah Resulü (s.a.v)

Kendine yetenden daha yüksek bina inşa eden kişi, kıyamet günü onu taşıyacaktır, Soğuk ve sıcaktan korunmak için yapılanlar dışında her bina, kıyamet günü sahibi için yüktür’ buyurmaktadır ve geçmiş bölümlerde de üzerinde durulduğu üzere bu mala, mülke güvenenlere istinaden vereceğimiz cevap Allah (c.c)’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’de şu şekildedir:

“Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nice olduğuna bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; yeryüzünü kazıp alt-üst etmişler, onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi (17). Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı (18). Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı (19)”.

“Halbuki, biz onlardan evvel nice asırlar ahalisini helak ettik ki, onlar eşyaca ve manzara itibariyle daha güzel idiler (20). O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez (21)”. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v): Kişi öldüğü zaman üç şey kendisini takip eder. İkisi geri döner birisi kalır. Ailesi ve malı geri dönerken ameli ile baş başa kalır”.

Eğer şayet işlemiş olduğun salih bir amelin mevcut değilse, sırf kendi zevkine vur patlasın çal oynasın mantığı ile yaşadıysan, halkın dediklerini Hakk’ın dediklerine tercih edip Hakk’ı ikinci plana attıysan eğer o zaman nasıl bir muamele ile karşılaşırsın, nasıl bir muamele görürsün orasını kesin olarak Allah bilir ama Kitap ve Sünnetten gelen açıklamalar doğrultusuna bakılacak olursa, akıbetinin hiçte hoş olmayacağı aşikardır.

Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yoksa o kötülükleri işleyip duranlar, iman edip güzel ve makbul işler gerçekleştirenlere yaptığımız muameleyi, kendilerine de göstereceğimizi, hayatlarında ve ölümlerinde onları bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne kötü, ne yanlış bir muhakeme! (22)”

Tüm benliğini ve arzularını sırf dünyevi ihtiyaçlarını karşılamak ve tamamlamak isteyenlerin durumuna istinaden Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler (23)”.

“Öyleyse Allah tarafından, o geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelmeden önce, sen yüzünü, özünü dürüst bir şekilde dosdoğru dine yönelt! (24)” Sen “Allah ile birlikte bir ilah daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın (24)”. Sonra sizi “Kıyamet günü kör, sağır ve dilsiz olarak yüzükoyun haşrederiz (25)”

Nitekim Hz İsa (a.s): “Dünya şeytanın tarlası, sizler de tarlanın bakımını yapan işçilerisiniz” ve başka bir hadis-i şerif de Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Dünya ahiretin tarlasıdır” buyurmuşlardır. Buna istinaden ister dünyanda ahiretin için çalış, istersen şeytana amelelik yap. Karar senindir, özgürsün ama başıboş değilsin bunu da unutma. “Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın (İsra Süresi’22)”.

Ama “(İnsan) Allah’ın emrettiğini (layıkıyla) yerine getirmedi (Abese Süresi’23). Vay onlara ki, ahirete inanmalarına rağmen, bile bile dünyayı ahirete tercih ederler (İbrahim Süresi’3)”.

Tüm bunlardan ve bu kadar açıklamalardan sonra “Ey insan, nedir seni o kerim Rabbin hakkında aldatan? (26)”.

(1-Kıyamet Süresi’1…3) (2-Mürselat Süresi’2…15) (3-Naziat Süresi’1…4) (4-İnfitar Süresi’1…4) (5-Şems Süresi’1…8)(6-Leyl Süresi’1…3) (7-Adiyat Süresi’1…6) (8-Naziat Süresi’5) (9-Tekvir Süresi’1…14) (10-Şuara Süresi’128,129) (11-Şuara Süresi’146) (12-Şuara Süresi’149) (13-Ankebut Süresi’64) (14-Mülk Süresi’21) (15-Ankebut Süresi’17) (16-Kasas Süresi’73) (17-Rum Süresi’9) (18-Hicr Süresi’82) (19-Duhan Süresi’25…27) (20-Meryem Süresi’74) (21-Duhan Süresi’41) (22-Casiye Süresi’21) (23-A’raf Süresi’176) (24-Rum Süresi’43) (24-İsra Süresi’22) (25-İsra Süresi’97) (26-İnfitar Süresi’6)

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir