Bilakis Hak Teâlâ’nın vahdaniyetine iman edip de bu hususta huşu ve hudu içerisinde, tam bir samimiyet üzere olmalarının yanı sıra dosdoğru bir şekilde kendilerine emredilen salih amelleri işleyen kimseler için, dünya hayatında yok olup gittikten sonra ahiret hayatında, yaptıklarına karşılık, yani ibadet ve taat yolunda katlandıkları yorgunluk ve meşakkatler mukabilinde bir konukluk (ağırlanma) olarak sığınıp barınılacak me’va cennetleri vardır (Secde Süresi 19. ayet)
Yani iman ve kabul ehli için hazırlanmış nezih cennetler vardır ki onlar, sükunete erdikleri bir menzil olması için kamil bir rağbet ve tam bir istek ile bizzat bu cennetlere sığınırlar ve orada istirahate çekilirler.
Ama fasıklık etmiş olanların, yani Allah’a imanı terk edip, resullerin lisanı üzere ilahi kitaplarda varid olan emir ve yasakların gereklerinden uzaklaşan fasıkların barınakları, yani ahiret hayatında dönüp varacakları, ikamet edecekleri yer ise sonsuza dek bedbahtlık içerisinde kalacak olanlar için hazırlanmış olan ateştir.
İşte bunlar da bu ateşte sonsuza dek, ebediyen kalacaklardır, onlar için bu ateşten kurtuluş asla söz konusu değildir. Bilakis oradan her çıkmak istediklerinde, böyle bir beklenti içerisine girdiklerinde cehennemin görevlileri onlar o ateşin kenarına ulaşıncaya kadar onlara mühlet verir ve sonra da küçük düşürülüp alçaltılarak, tam bir kahır ile ve zorla oraya geri çevrilirler ve üzerlerine vekil tayin edilen zebaniler tarafından Allah’ın sadece onlara yönelik ilhamıyla kendilerine şöyle denir:
Ey inkarcılar ve bu inkarlarında ısrar edenler! Haydi tadın o ateşin, resullerin ve kutsal kitapların size haber verip kendisiyle sizi korkuttuğunda yalanlayıp durduğunuz azabını (Secde Süresi 20. ayet)
Sonra yüce Allah, bu dalalet ehlinin ne kadar kötü düşüncede ve mizaçlarının ne kadar pis olduğuna işaret etti ve mübalağa ve tekit yoluyla şöyle buyurdu;
Şu bir gerçek; ki, Allah’a yemin olsun ki, onlara, acı vermede, korkunçlukta ve şiddette nihai derecede olan o en büyük azaptan, ahiretteki azaptan önce yakın, hafif azaptan da tattıracağız. Bu imtihan dünyasında da üzerlerine kuraklık, kıtlık, veba, taun, katil, esaret ve deprem gibi ahiret hayatındakine nispetle daha hafif ve kolay birçok çeşit sıkıntı ve belâ indireceğiz. Ki bunlar ahiret hayatındakinden merhale bakımından daha düşük ve daha aşağıdır.
Biz onları dünya hayatında iken bu hafif azaplarla ansızın yakalayıveririz. Umulur ki, üzerinde bulundukları küfür ve nifaktan dönerler (Secde Süresi 21. ayet) ve güç ve kudretimizin dünyadaki bu hafif azapların kat kat fazlasına, binlerce kat fazlasına yeteceğini ve bu hususta kudretimizin ne kadar mükemmel olduğunu idrak ederler Böyle olmakla beraber onlar idrak etmezler ve asla azgınlıklarından, sapkınlıklarından dönmezler. Bilakis inat ve zulüm ile ısrar ederler ve böbürlenirler.
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C:IV / bkz: 339-340
