1. Anasayfa
  2. BİLGİBANK

Şehvet Kapılarından Sızan Tehlike: Kalp, Nefis ve Şeytan


Şeytanın Sızma Yöntemi: Doğrudan Değil, Dolaylı

İnsanın iç dünyası, sürekli devam eden bir mücadele alanıdır. Bu mücadelede kalp bir merkez, nefis bir arzu kaynağı, şeytan ise bu arzuları istismar eden sinsi bir düşmandır. Şeytan, insana asla doğrudan saldırmaz; onun zaaflarını gözlemler, eğilimlerini tartar ve en zayıf olduğu yerden yaklaşır. Bu noktada en sık kullandığı kapı ise şehvettir.

Şeytan, kalbin uyanık olduğu anlarda geri durur. Zira bilir ki açık saldırı fark edilir. Bu sebeple yöntemini değiştirir; süsler, cazip gösterir, masumlaştırır. Şehvet, bu sürecin en elverişli aracıdır. İnsan arzu duyduğu şeye karşı çoğu zaman savunmasızdır ve bu savunmasızlık, kalbin muhasebesini zayıflatır.

Şeytanın temel stratejisi şudur: İnsanı istediği şeye ulaşırken destekler gibi görünmek, ona yardım ediyormuş hissi vermek ve böylece kalple nefis arasında mesafeyi kapatmaktır.

Şehvet: Günahın Değil, Gafletin Başlangıcı

Şehvet çoğu zaman yalnızca bedensel bir istek olarak algılanır. Oysa asıl tahribatı, kalbi gaflete sürüklemesidir. Gaflet, insanın Allah’ı ve ahireti ikinci plana atmasıdır. Kalp gaflete düştüğünde, doğru ile yanlış arasındaki çizgi silikleşir.

Şeytan bu noktada acele etmez. Önce küçük tavizler ister. Alışkanlıklar oluşturur. Ardından hassasiyetleri törpüler. Böylece insan, büyük hatalara doğru sürüklendiğini fark etmez.

Şeytanın en güçlü dayanağı, nefisle kurduğu iş birliğidir. Nefis ister, şeytan yol açar. Nefis meyleder, şeytan süsler. Bu süreçte insan, kendi iradesiyle hareket ettiğini zanneder. Oysa çoğu zaman kalp, nefisle yapılan bu gizli anlaşmanın gölgesinde karar vermektedir.

Nefisle sınır koymadan kurulan her yakınlık, şeytanın işini kolaylaştırır. Şehvet kapıları kontrolsüz bırakıldığında, kalbin savunma hattı zayıflar.

İnsanın kalbinde iki güçlü ateş vardır: şehvet ve gazap. Bu iki duygu kontrol altına alınmadığında, insanın aklını ve iradesini esir alır. Şeytan bu anları özellikle kollar. Çünkü insan, en çok arzularının ve öfkesinin zirve yaptığı anlarda yanılır.

Bu sebeple İslam irfanı, bu ateşlerin suyla söndürülmesini öğretir: abdest, namaz, zikir ve tefekkür. Kalp Allah’a yöneldiğinde, şeytanın fısıltıları etkisini kaybeder.

Şehvetle mücadele, onu inkar etmekle değil; onu tanımak ve disipline etmekle mümkündür. Şuur sahibi bir kalp, arzusunu inkar etmez ama ona teslim de olmaz. Ölçü koyar, sınır çizer.

Kalp, şehveti yönettiğinde güçlenir. Şehvet kalbi yönettiğinde ise insan kendi aleyhine çalışmaya başlar. Bu durum, fark edilmediğinde manevi bir çöküşe yol açar.

Şeytan kapıyı kırmaz; açık bırakılmasını bekler. Nefisle kurulan her gevşek bağ, şehvete verilen her küçük taviz, o kapıyı biraz daha aralar. İnsanın en büyük yanılgısı, kaybın bir anda yaşandığını sanmasıdır. Oysa kayıp, çoğu zaman yavaş ve sessiz olur.

Kalbini koruyan, kapılarını da korur. Çünkü kalp selametteyse, insan da selamettedir.

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir