Değerli cemaat, sevgili kardeşlerim!
Bugün, bizlere Yüce Yaradan’ın kudretini, imanın ölüm anındaki muazzam gücünü ve şeytanın son nefeste dahi bizi nasıl aldatmaya çalıştığını gösteren sarsıcı bir hakikat öyküsünü paylaşacağım. Bu, 1989 yılında yaşanmış, bir kardeşimizin ölümle yaşam arasındaki ince çizgide verdiği eşsiz bir mücadeledir.
Hikayemiz, dehşetli bir trafik kazasıyla başlıyor. Öyle bir kaza ki, kardeşimiz kan deryası içinde koma halinde hastaneye kaldırılıyor. Yanında bulunan eşi maalesef vefat ediyor. Doktorlar, vücutta bir hayat emaresi göremeyince, o anki şartlar altında acı bir rapor düzenliyor: Ölü. Hatta o akşam haber bültenlerinde ismi, vefat edenler listesinde anons ediliyor.
Fakat Cenab-ı Hakk’ın takdiri başkadır. Üç gün süren derin bir koma halinden sonra, beden yeniden hayat emareleri göstermeye başlıyor ve kardeşimiz gözlerini açıyor… Ama tam olarak açamıyor. Vücut felç olmuş gibi, hiçbir uzvunu kımıldatamıyor. Uyuşturucuların tesiriyle düşünceleri bile bulanık. O anki halini şöyle tarif ediyor:
Tam manasıyla yaşayan bir ölü gibiydim.
Bu ağır uykuda, bilincinin derinliklerinde sesler duymaya başlıyor. Amcasının, kendisini Ankara’ya nakletmek için doktora yalvarışını duyuyor. Ve doktorun ürpertici cevabı: “Hastanız her an ölebilir, nakline izin vermek cinayettir.”
İşte bu söz, dehşetin kapısını aralıyor. Kardeşimiz, büyük bir kaza geçirdiğini, her an ruhunu teslim edebileceğini anlıyor. O anda hissettiği en büyük korku ne biliyor musunuz? Ölümün kendisi değil. Cenab-ı Hakk’a hesap verememek! Bütün fonksiyonlarını kaybetmişken, o ruhani sıkıntı kalbine çörekleniyor.
Tam bu vaziyetteyken, nereden geldiğini anlayamadığı, gizemli bir ses onunla konuşmaya başlıyor.
O ses, kardeşimizin korkusunun sebebini soruyor. Cevabını alınca ise sinsice fısıldıyor: “Korkacak hiçbir şey yok. Sen tamamen asılsız ve hurafe şeylere inandırıldığın için böyle sıkıntı çekiyorsun. Allah ve ahiret günü diye bir şey yok ki sıkıntısı olsun.”
Ardından o ses, aldatmacasını ispat etmeye çalışıyor: “Bak, çekirdek toprağa karışır, hayvanlar doğar, büyür ve toprak olur. Onlar korkuyor mu? Hayır. Çünkü onlar batıl şeylere inandırılmamış. Sen de yeniden dirilme, hesaba çekilme gibi boş şeyleri kafandan atarsan, rahatlayacaksın!”
Kardeşimiz, bu sözleri duyduğunda sıkıntısının daha da arttığını söylüyor. Kalbi ve ruhu, bu inkarı kabul etmeye yanaşmıyor! Bu, açıkça şeytanın, o son ve en kritik anda, imanı çalmak için yolladığı vesveseydi!
Tam o yıkılış anında, bir mucize gerçekleşiyor. Kardeşimizin zihni, sanki bir elektrik lambasına dokunulmuş gibi aydınlanıyor! Daha önce okuduğu, dinlediği bütün iman hakikatleri, bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyor.
Ve kardeşimiz, o sese karşı gür bir sesle cevap veriyor: “Beni yalan ve aldatmacayla kandırmak istiyorsun! Ben akıl sahibiyim ve bu yüzden yaptıklarımdan mesulüm!”
Sen beni, akılsız hayvanlar ve şuursuz bitkilerle bir tutabilir misin? Eğer bana verilen bu mükemmel cihazları, bu akıl nimetini nefis ve heva yolunda harcarsam, elbette hesap vermekten endişe duyarım! Bir iğne ustasız, bir resim ressamsız olmazken; bu kusursuz kainatın bir sahibi, bir yaratıcısı olmaz mı? Beni bu kadar mükemmel yaratan Rabbim, beni hesaba çekmeyerek başıboş bırakır mı? Haşa!
İşte sevgili kardeşlerim, imanın nuru o zor anlarda imdada yetişmişti. Kardeşimiz, edindiği iman hakikatlerini dile getirdikçe, sıkıntıları hafifliyordu. Ve bir müddet sonra o vesvese sesi tamamen susmuş, cevap veremez hale gelmişti. Daha sonra kendine geldiğinde, dışarıdaki ezan sesini duyup namaz kılmak istediğini ifade ediyor.
Değerli müminler!
Kardeşimiz Niyazi Yıldırım’ın (Mektubu Zafer Dergisi kanalıyla paylaşılmıştır) yaşadığı bu ürpertici hadise, bizlere neyi anlatıyor?
Bu olay, bize şunu gösteriyor: İman hakikatlerine ne kadar muhtaç olduğumuzu!
Şeytan, ölüm anında insana musallat olur, aklına vesvese verir, inkara saptırmaya çalışır. Bu kardeşimiz, Cenab-ı Hakk’ın izniyle, bu durumu ölüm öncesinde, koma halinde yaşayarak bizlere somut bir örnek sunmuştur.
Son nefeste imanla kabre gitmek; kabrimizi cennet bahçelerinden bir bahçeye çevirmek, ancak kuvvetli bir imanla mümkündür.
Gelin, bu sarsıcı hikayeden ders alalım. İmanımızı tahkiki bir seviyeye yükseltelim. Allah’a ve ahirete olan itimadımızı sarsılmaz kılalım. Zira kurtuluşumuz, ancak o son nefeste, şeytanın vesveselerine karşı kalbimizdeki iman nurunu muhafaza etmemize bağlıdır.
Rabbim, cümlemizi son nefesimizde imanla göç edenlerden eylesin. İman hakikatlerini daima kalbimizde ve zihnimizde canlı tutmayı nasip etsin. Amin!
