İslam, hayatın her alanında olduğu gibi, eşler arasındaki en mahrem anlarda da bir denge ve nezaket nizamı kurmuştur. Cinsellik, İslam perspektifinde sadece biyolojik bir ihtiyaç değil; eşleri birbirine bağlayan, ruhsal sükunet sağlayan ve doğru yaşandığında ibadet sevabı kazandıran kutsal bir paylaşımdır. Bu paylaşımın hem bir “estetik usulü” (sünnet) hem de “koruyucu sınırları” (haramlar) mevcuttur. Bu sınırları bilmek, sadece bir kural bilgisi değil, eşe duyulan saygının ve Allah’a olan bağlılığın bir tezahürüdür.
İslam alimleri, Kur’an ve Sünnet ışığında şu sarsıcı hükme varmışlardır: Cinsel ilişkiden önce eşlerin birbirine güzel sözler fısıldaması, öpüşmesi ve fiziksel-ruhsal bir hazırlık evresi yaşaması müekked sünnettir. Yani bu, Hz. Peygamber’in (s.a.v) ısrarla üzerinde durduğu ve müminlere tavsiye ettiği bir hayat tarzıdır. Bu hazırlığı ihmal ederek, eşin duygu ve bedenini hiçe sayıp doğrudan ilişkiye girmek ise “mekruh” yani hoş karşılanmayan, nezaketten uzak bir davranış olarak nitelendirilmiştir. Bu fıkhî hüküm aslında bize şunu söyler: Gönlü kazanılmamış bir bedene yaklaşmak, İslam’ın zarif ruhuyla bağdaşmaz.
İslam fıkhı, eşler arasındaki mahremiyete büyük bir özgürlük alanı tanısa da, insan fıtratını (doğasını) ve sağlığını korumak adına bazı kesin yasaklar (haramlar) koymuştur. Bu yasaklar şunlardır:
- Biyolojik Engeller: Kadının adet (regl) ve lohusalık hallerinde cinsel ilişkide bulunmak, hem tıbbi riskler hem de manevi sakıncalar nedeniyle kesinlikle haram kılınmıştır.
- Fıtrata Aykırılık: Anüs yoluyla temas (anal ilişki), fıtratın dışına çıkmak ve insan onurunu zedelemek olarak kabul edildiği için ağır bir haramdır.
- Ahlaki ve Fiziksel Zarar: Ağıza boşalma gibi eylemler ile sadizm ve mazohizm gibi taraflardan birine fiziksel veya ruhsal acı çektirmeyi amaçlayan davranışlar yoktur ve yasaktır
Yukarıda sayılan kesin yasaklar dışındaki tüm sevgi ve yakınlaşma biçimleri, eşlerin karşılıklı rızası ve fıtri ölçüler dahilinde serbest bırakılmıştır. İslam, yatak odasına bir “polis” gibi girmez; aksine orayı sevginin, şefkatin ve yaratıcılığın yaşandığı özel bir “cennet bahçesi” olarak görür. Kesin yasakların azlığı, aslında eşlere birbirlerini keşfetmeleri ve aralarındaki bağı güçlendirmeleri için tanınmış muazzam bir özgürlük alanıdır.
Sonuç olarak, İslam’da cinsellik ne bir tabudur ne de kuralsız bir haz arayışıdır. O, sünnetin zarafeti ile haramın muhafazası arasında yaşanan onurlu bir vuslattır. Bir mümin için mahremiyet; eşini incitmemek, ona bir nesne gibi değil bir emanet gibi yaklaşmak ve Rabb’inin koyduğu sınırlara sadık kalarak aşkı en güzel haliyle yaşamaktır.
