Aziz Dostlarım,
Bugün sizlerle, insanın en büyük kalesi olan kalbini bekleyen gizli bir tehlikeden; ruhun en kritik savunma hattı olan “dil gediğinden” bahsedeceğiz. Maneviyat yolcuları iyi bilir ki, bir insanın iç dünyasına sızmak isteyen karanlık odaklar, ordularını ilk olarak kelimelerin döküldüğü o dar kapıya dikerler. Çünkü orası, kalbin dış dünyaya açılan ilk ve en önemli çıkış kapısıdır.
Kendi iç sesimize kulak verdiğimizde, bazen bizi iyilikten alıkoyan gizli bir fısıltı duyarız. Bu fısıltı, dil gediğinde nöbet tutan gölgelerin sesidir. Onların tek bir gayesi vardır: Dilin hayra anahtar, şerre kilit olmasını engellemek.
Bu noktada iki büyük tehlikeyle karşı karşıyayız:
- Doğru olmayan, yıkıcı ve incitici sözleri birer meziyetmiş gibi sunmak. Bu yola giren, karanlık orduların “konuşan birer askeri” haline gelir.
- Belki de daha tehlikelisi budur. Yanlışın karşısında susmak, adaletsizliğe göz yummak… İşte o meşhur ifade tam da burada karşılık bulur: “Haksızlık karşısında susan, dilsiz bir şeytandır.”
İnsan, ne zaman güzel bir niyetle yola çıksa; o yolun üzerine “korku ve endişe” tozları serpilir. Dikkat edin; ne zaman bir iyilik yapmak isteseniz, içinizden bir ses sizi yoksullukla, zorlukla ya da elinizdekinin eksilmesiyle korkutur.
- Sadaka Vermek İstediğinizde: “Sen de mi muhtaç kalacaksın?” diyen o sese aldanmayın.
- Huzura ve Maneviyata Yöneldiğinizde: “Eski alışkanlıklarından vazgeçemezsin” diyen o prangaları kırın.
- Bir Fedakarlık Yapacağınızda: “Başkaları senin malını mülkünü paylaşacak” diyen o bencil duyguları reddedin.
Bu engeller, sadece sizin şükreden bir kul olmanızı engellemek için her yönden (sağdan, soldan, önden ve arkadan) kuşatılmış birer illüzyondur.
Unutmayın ki; dilin gediği düştüğünde, diğer gedikler de tehlikeye girer. Eliniz harama uzanıyor, ayaklarınız sizi hayır olmayan yerlere taşıyorsa; bilin ki dil gediğindeki nöbetçiler içeri sızmış demektir.
Özellikle insanın en zayıf olduğu duygular; hırs, şehvet ve kontrolsüz arzular bu orduların en büyük yardımcılarıdır. Bir sözü söylerken ya da bir haberi hayretle başkasına taşırken; aslında o karanlık ordunun değirmenine su taşıyor olabilirsiniz.
Ey Gönül Dostları!
Dilinize ve ağzınızdan çıkan sözlere dikkat edin. Çünkü o sözler, sizi ya cennet bahçelerine taşıyan birer kanattır ya da sizi kendi nefsinizin karanlığına gömen birer taştır. Dilinizi zikirle, nezaketle, ilimle ve samimi bir nasihatle cilalayın ki; kalbiniz o büyük hüsrandan korunsun.
Bugün kendimize şu sözü verelim: Dilimden dökülen her kelime, bir gönlü tamir etmek veya bir hakikati haykırmak için olsun. Susuyorsam edepten, konuşuyorsam hikmetten olsun.
