Bazı insanlar, ibadetlerine riya karışacağı endişesiyle ameli tamamen terk etmeyi tercih etmektedir. Oysa bu düşünce, zahirde ihlas gibi görünse de hakikatte şeytanın en sinsi tuzaklarından biridir. Çünkü şeytan, insanı doğrudan günaha sürükleyemediğinde, onu ibadetten soğutmayı hedefler
Riya Korkusuyla Ameli Terk Etmek Neden Yanlıştır?
İbadeti sırf gösteriş karışır endişesiyle terk etmek, şeytanın istediği neticedir. Çünkü ibadetin tamamen bırakılması, riya ihtimalinden çok daha büyük bir kayıptır. Şeytan, kulun kalbinde ihlas bilinci oluştuğunu gördüğünde bu kez onu “amelini terk et” telkiniyle yoldan çıkarmaya çalışır.
İbadetler, yapılışları itibariyle iki gruba ayrılabilir.
- Namaz, oruç, hac ve cihat gibi ibadetler
- Nefse ağır gelen, zahiren zevkli olmayan ibadetlerdir.
Ancak bu ibadetler, insanların takdir ve övgüsüne konu olabildiği için nefsin hoşuna gidebilir. Bu da ancak insanların o amelden haberdar olmasıyla mümkündür.
Buna karşılık yönetim, eğitim, imamlık, vaizlik, infak ve kamu ile iç içe yapılan görevler ise, halkla temasları sebebiyle nefse daha cazip gelebilir. Bu tür ibadet ve hizmetlerin sevabı büyük olduğu gibi, afetleri ve imtihanları da büyüktür.
Birinci Tür İbadetlerde Riyaya Düşmenin Üç Şekli
1. Riyaya Amelden Önce Niyetlenmek
Eğer kişi bir ibadeti sırf insanların övgüsünü kazanmak için yapmaya niyetlenmiş ve bu niyetinde Allah rızasına yer vermemişse, bu amel ibadet değil; makam ve itibar talebidir. Böyle bir durumda en doğru davranış, bu niyetle yapılan amelden vazgeçmek ve kalbi ıslah etmektir.
2. Amel Allah İçin Başlayıp Sonradan Riyaya Kayması
İbadete samimi bir niyetle başlanmış, fakat sonradan riya düşünceleri gelmişse; bu, ameli terk etmeyi gerektirmez. Çünkü amelin aslı dinî bir saike dayanmaktadır. Kişi ibadetine devam etmeli, nefsiyle mücadele ederek ihlasını tazelemelidir.
3. Amel Esnasında Vesvesenin Musallat Olması
Kişi ihlasla başladığı bir ibadet sırasında “Gösteriş yapıyorsun” şeklinde bir vesveseye kapılırsa, ameli terk etmemeli; bilakis niyetini düzeltmeye çalışmalıdır. Çünkü şeytan, önce ibadeti terk ettirmeye çalışır; bunda başarılı olamazsa riyayı sokar; o da olmazsa “Bu amel boşa gidiyor” diyerek kulun elindekini de almayı hedefler.
Ameli Terk Etmek, Riyadan Daha Büyük Bir Kaybıdır
Riya korkusuyla ameli terk etmek, ihlasla birlikte amelin de terk edilmesidir. Bu hâl, temizlenmesi için teslim edilen buğdayı “nasıl olsa tamamen temizleyemem” diyerek yıkamayı bırakmaya benzer. Bu davranış, çözüm değil; teslimiyettir.
İnsanların “iki yüzlü” demesinden korkarak ibadeti terk etmek, başkalarının zanlarını merkeze almak demektir. Oysa bir Müslümanın başkaları hakkında kötü zan beslemeye hakkı yoktur. Allah, kulunun kalbinden geçeni bilir. İnsanların övgüsü de yergisi de geçicidir.
Şeytan Vesvesesinin Sonu Yoktur
Şeytan, ibadeti terk eden kişiyi bu sefer de “insanlar seni zahit sanıyor” diyerek başka bir yola sürükler. Böylece kul, toplumdan uzaklaşıp yalnızlığa itilir. Vesveseye kulak veren için bu yolun sonu yoktur.
Kalbinde seni ibadete yönelten bir dinî saik bulunduğu sürece, ameli terk etme. Gösterişten korktuğunda, Allah’ın seni gördüğünü hatırla. Riyadan hoşlanmayan bir kalp, zaten ihlas yolundadır.
İslam alimlerinden İbrahim et-Teymî’nin şu sözü bu dengeyi ne güzel özetler: “Konuşmak hoşuna gittiğinde susmayı tercih et; susmak hoşuna gittiğinde konuşmayı.” Bu söz, nefsin hoşuna giden yönün terk edilmesi gerektiğini öğretir.
İbadet, insanın Allah’a doğru attığı bir adımdır; insanlar o adımı görse de görmese de. Şeytan seni ya süsleyerek ya korkutarak yolundan döndürmek ister.
