“Önünde günler var” der insan. “Yaşım ilerlesin, sonra tövbe ederim” diye oyalanır. İhtiyarlayınca ise kendi kendine fısıldar: “Bu evin inşası bitsin, şu arazinin ıslahı tamamlansın, yolculuktan döneyim, oğlumun işini görüp evini kurayım, düşmanı yeneyim… sonra yaparım.” Hep erteler, hep yarına bırakır.
Bir işe başladığında, o işin ardında on başka iş çıkar. Günler birbirini kovalar, ertelemeler kök salar. Bir iş onu başka bir işe sürükler, sonra bir başkasına… Derken hiç beklemediği bir anda ölüm gelir. İşte o an, hasreti ve pişmanlığı tarifsiz olur.
Cehennem ehlinin çığlıklarında hep aynı söz yankılanır: “Sonra yaparım!” Derler ki: “Vah bana! Sonra yaparım demekten başıma gelen bu azap ne büyük!”
Bugün “sonra yaparım” diyen zavallı adam, bilmez ki yarın da aynı bahane onunla olacaktır. Erteleme alışkanlığı zamanla daha da güçlenir, kökleşir. Ve insan, ömrünü “yarın” diyerek tüketir.
Oysa hakikat şudur: Yarın diye bir gün yoktur. Bugün vardır, şimdi vardır. Tövbe de, ibadet de, iyilik de bugünün işidir. Çünkü ölüm, ne gençliğe ne ihtiyarlığa bakar; ne yolculuğun bitmesini, ne evin tamamlanmasını bekler.
