1. Anasayfa
  2. Uncategorized

Sorumluluk Sahibi Bir Çocuk Yetiştirmek


Anne-Babanın en önemli görevlerinden biriside Sorumluluk sahibi bir çocuk yetiştirmektir . Maddi ve manevi açıdan doyumsuz ve elinde olanın kıymetini bilmeyen bir nesil yetişmesine sebep olmak istemiyorsak, çocuğumuzun asli ihtiyaçlarını belirlerken dikkatli olmalı ve israftan kaçınmalıyız.

Günümüz çağı ister teknoloji, ister milenyum, ister altın çağ olarak adlandırılsın; tüm bu tanımların kesişim noktası tüketim. Büyük küçük demeden hepimiz; zamanı, parayı, bilgiyi, ilişkileri, doğayı hızlıca tüketiyoruz. Tüketim çarkı içerisinde oradan oraya savrulup duruyoruz. Konu çocuklarımız olunca da durum böyle ne yazık ki…

Hafta sonları “havalar soğudu, dışarıda çocuklar hasta olur, bir AVM’ye gidelim bari” diye başlayan cümleler, çoğunlukla yavrularımızın tutturması sonucu oyuncakçılarda nihayet buluyor. Almayacağım denilenler alınıyor, konulan sınırlar kaldırılıyor, gereksiz tükettikçe içimizde can bulan haz canavarı biraz daha büyüyor.

Üstelik bu durumdan ebeveynler memnun olmadığı gibi, yeni aldığı oyuncağını henüz açmadan bir diğeri için gözyaşı döken çocuklar da çoğunlukla mutlu olmuyor. İşte bütün bu kısır döngülerin uçsuz bucaksız çimlerinde koşuşurken fark etmeden ezip geçtiğimiz bir kavram var:

Şükür, Şükür;

Yüce Mevla’nın Kur’an-ı Kerim’de defaten sorduğu “Hala şükretmeyecekler mi? (Yasin 34)” sorusunun bizi çağırdığı yaşam tarzının adıdır aslında. Fark etmeyi, minnet duymayı, değerini bilmeyi, yetinmeyi, infak etmeyi, Allah’a duyulan muhabbeti arttıran bir manadır bu.

Çocuklarımızın yaratılıştan sahip olduğu haz merkezli yönelimi dengelemek ve hazzın kaynağını maddeden çıkarıp manaya yöneltmek için her yaş çocuğuna öğretmemiz gereken bir hakikattir

Ebeveynler çocuklar için birer rol modeldir.

Giyim kuşamlarından söz ve fiillerine varıncaya kadar çocuk için birer öğrenme kanalıdırlar. Dolayısıyla anne babanın yaşamı içerisinde şükür ve kanaat gibi erdemler ne kadar yer tutuyorsa çocuğun dünyasında da o derece ehemmiyet kazanacaktır.

  • Yiyeceğin şükrü, israftan kaçınmak ve soframızı ihtiyaç sahipleriyle paylaşmaktır.
  • Zamanın şükrü, vakti mümbit kullanarak beyhude meşgalelerle onu gereksiz yere harcamamaktır.
  • Kainatın şükrü, çevreyi emanet bilmek, ona zarar verecek her türlü tutumdan kaçınmaktır.
  • Bedenin şükrü, onu kötü alışkanlıktan koruyup sağlığımıza dikkat etmektir.
  • Eşyanın şükrü, elimizdekinin kıymetini bilmek ve onu hor kullanmamaktır.

Bizlerin çocukluğu -bırakın bu kadar çeşit oyuncak olmasını- meyvelerden muzun bile lüks sayıldığı yokluk yıllarıydı. Bugün çocuklarımızın sahip olabildiği birçok şey zaten yoktu. Eğer varsa, muhakkak bizden büyük bir akrabamızdan bize kalmıştı ve bizden sonra da kendimizden küçüklere devrolacaktı. Bu yüzden hoyrat kullanılmaz, değeri bilinirdi.

Bugünün çocukları kırılırsa yenisini alırız mantığıyla, varlığın imtihan olma haini yaşıyorlar. Bu nedenle ellerindeki değerlerin farkında bile olamadan -yani şükrünü yaşayamadan- har vurup harman savurabiliyorlar. Bu noktada biz yetişkinlere düşen görev;

İstek değil ihtiyaç odaklı hareket etmektir. Çocuğum cep telefonu istiyor olabilir ve hatta tüm arkadaşlarının telefonu olabilir. Lakin bir telefonunun olması onun gerçekten ihtiyacı mı? Eğer ona ulaşmam için bir telefon gerekiyorsa bu telefon akıllı bir telefon mu olmalı? Yoksa sadece arama özelliği olan basit bir model de bu ihtiyacını giderir mi?

Bu gibi yöntemlerle ihtiyacı aşan tüketimin önüne geçmeye çalışmalıyız. Böylece elindekine şükretme ve bir şeye ulaşabilmek için dua etme, gayret gösterme bilincini evlatlarımıza kazandırmış oluruz.

Günümüzde ebeveynler çocuklarını imkanları ölçüsünde, eksiksiz yetiştirmeye çalışırken aslında onları büyük bir yoksunluğun içinde de bırakıyorlar.

Hızlı ve kolay yoldan isteğine ulaşan çocuğun elinden onu manevi açıdan besleyecek özlem duygusu çekip alınıyor. Artık çocuklar herhangi bir şey için özlem duymadan, gayret göstermeden arzusuna kavuşuyor. Üstelik sadece özlem mi?

Kolay ulaşılanın kıymeti de ve maalesef şükrü de olmuyor. Sabır da kaybolan duygular arasına karışıyor. Anne babaların bu tavırlarının altında yatan başlıca sebebin, kendi çocukluklarını tamir etme çabasının olduğunu görmekteyiz.

Ben yoksulluk çektim, o çekmesin, benim şuyum olmadı, evladımın olsun, arkadaşlarından eksik kalmasın gibi düşüncelerle aileler kendilerini çocukları üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu durumun çocukların ruhlarını oburlaştırdığı akıldan çıkarılmamalıdır.

Maddi ve manevi açıdan doyumsuz ve elinde olanın kıymetini bilmeyen bir nesil yetişmesine sebep olmak istemiyorsak, çocuğumuzun asli ihtiyaçlarını belirlerken dikkatli olmalı ve israftan kaçınmalıyız.

Kaynak: Diyanet Aile Dergisi / Haziran 2018 / bkz: 20-21

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir