İslam fıkhında mahremiyet sadece kan bağıyla sınırlı değildir. Süt emme yoluyla oluşan bağ da, nesep gibi evlilik engeli doğurur. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet, emzirmenin doğurduğu bu hürmeti açık şekilde ortaya koymuş; İslam âlimleri de meseleyi tafsilatlı biçimde ele almıştır. Bu yazıda, süt emme sebebiyle evlenmesi haram olan kadınlar, Hanefi fıkhı ekseninde delilleriyle incelenecektir.
Süt Emmenin Evlilikte Haramlık Doğurması
Süt emme yoluyla meydana gelen hısımlık, İslam’da nesep hısımlığıyla aynı hükme sahiptir. Resûlullah (s.a.v) bu kaideyi şu veciz ifadeyle ortaya koymuştur: “Nesep sebebiyle haram olanlar, süt emme sebebiyle de haram olur.”
Bu sebeple süt anne, süt kardeş ve onların yakınlarıyla evlenmek kesin olarak haramdır.
İbn Abbas’tan (r.anh) rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.v) Hamza’nın kızı hakkında şöyle buyurmuştur: “O bana helal değildir. Nesep sebebiyle haram olanlar, süt sebebiyle de haramdır. O benim süt kardeşimin kızıdır.” Bu hadis, süt hısımlığının evlilikte bağlayıcı ve kesin bir engel olduğunu açıkça göstermektedir.
Süt Emmenin Süresi Meselesi
İmam Ebu Hanîfe’ye göre, süt emme süresi otuz aydır. Bu süre içinde gerçekleşen emzirme, evlenme haramlığı doğurur. Bu görüşün dayanağı, Bakara Suresi’nin şu ayetleridir:
- Anneler, çocuklarını iki tam yıl emzirirler (Bakara 233)
- Ana ve baba karşılıklı rıza ile çocuğu sütten kesmek isterlerse, kendilerine günah yoktur (Bakara 233)
Bu ayetler, iki yıldan sonra da sütten kesilme sürecinin devam ettiğine işaret eder. Zira çocuk bir anda sütten kesilemez; bu geçiş dönemi kaçınılmazdır. Hamileliğin alt sınırının altı ay olmasıyla kıyaslandığında, iki buçuk yaşına kadar olan emzirme, süt hısımlığını sabit kılar.
Ebû Yusuf ve Muhammed’e göre, iki yıldan sonra emzirmenin hükmü yoktur. Bu görüş aynı zamanda:
- İmam Malik
- Evzai
- Ahmed b. Hanbel
tarafından da benimsenmiştir.
Delilleri, yine Bakara Suresi’ndeki şu ayettir: Emzirmeyi tamamlatmak isteyen için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler (Bakara 233)
Sahabe ve tâbiînden ilim ehlinin büyük çoğunluğu da bu görüştedir.
Ebu Yusuf’un rivayetine göre, bir bedevinin hanımı doğum yaptıktan sonra çocuğu vefat etmiş ve göğsünde süt birikmiştir. Kadın, kocasına sütü emip tükürmesini söylemiş; adam bunu yaparken farkında olmadan boğazına kaçırmıştır.
Eba Musa el-Eş‘arî (r.anh), bu durumu haramlık sebebi saymış; ancak İbn Mes‘ûd (r.anh) şöyle demiştir: “Bu bir tedavidir. Sütten kesildikten sonra süt hısımlığı olmaz. Haramlık, et ve kemik oluşturan emzirmeyle olur.”
Bunun üzerine Ebû Musa el-Eş‘arî: “Aranızda bu alim varken bana bir şey sormayın.” demiştir. Bu rivayet, emzirme süresinin önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Süt Emmenin Azı ve Çoğu
Süt emzirmenin azı ile çoğu arasında fark yoktur. Az da olsa gerçekleşen emzirme, haramlık doğurur.
Bu görüş; Hz. Ali, İbn Mes‘ûd, İbn Ömer, İbn Abbas, Hasan-ı Basrî, Atâ, Tavus ve Ebû Hanîfe ile talebeleri dahil birçok âlim tarafından benimsenmiştir.
Delilleri ise şu ayettir: Sizi emziren analarınız… (Nisa 23)
Ayette herhangi bir sayı sınırı yoktur.
Şafii Mezhebinin Görüşü
İmam Şafii ve Ahmed b. Hanbel’den bir rivayete göre, beş emzirme şarttır. Ancak rivayetlerdeki ihtilaf sebebiyle, cumhurun görüşü daha kuvvetli kabul edilmiştir.
Süt Sebebiyle Haram Olan Akrabalıklar
Süt emme yoluyla:
- Süt anne
- Süt baba
- Süt kardeşler
- Halalar, teyzeler
- Amcalar, dayılar
- Bunların kızları
nesepte haram olanların tamamı, süt hısımlığında da haram olur.
Kur’an buyurur: Sizi emziren analarınız ve süt kardeşleriniz size haram kılındı (Nisa 23)
Bu hususta ümmetin icması vardır.
Hanefî fıkhına göre, emzirmenin sabit olması için:
- İki erkek
- veya bir erkek + iki kadın
şehadeti gerekir.
Sadece emziren kadının şehadeti yeterli görülmez.
Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Abbas ve Muğire b. Şu‘be (r.anhüm) de bu görüştedir.
Aynî’nin nakline göre, Hz. Ali ve İbn Abbas şöyle demiştir: “Kadından ayrılması daha ihtiyatlıdır; ancak kimse onu kesin olarak haram kılamaz.”
Süt emme yoluyla konulan bu sınırlar, sadece fıkhî bir hüküm değil; nesli, ahlakı ve toplumu koruyan ilahi bir hikmettir.
Mevlânâ’nın dediği gibi: “Sınırlar, kulun önünü kesmek için değil; onu muhafaza etmek için konur.”
