Her kim de benim zikrimden yani dalaletten hidayete yönlendiren resullerimizin lisanından okunan kitabım Kur’an’dan yüz çevirirse, şüphesiz dünyada olduğu müddetçe onun için sabittir ve haktır kalbini daraltıp bunaltan dar bir geçim vardır.
Şöyle ki kalbinde maişet ve dünya işinden başka bir şeyi düşünecek bir genişlik olmaz ve dünyadan göçtüğü zamanda onu en büyük kıyamet günü hasrederiz. kör olarak. (Taha Süresi 124. ayet) Yani dünyada iken Hak’tan yüz çevirişine ahirette körlük sureti verilir.
Şöyle ki; Hasret ve üzüntüyle der ki: “Rabbim! Beni ahirette niçin kör olarak haşrettin oysa dünyada iken ben gören bir kimseydim (Taha Süresi 125. ayet)
Allah-ü Teala onu azarlayıp susturmak için buyurur ki: Böyledir, yani şunun gibi ki: Peygamberlerin lisanıyla sana geldiğinde sen de bize yaptın: seni hidayete eriştirip halini düzeltmek için ayetlerimiz sana gelmişti de onları sen unutmuş arkana atmıştın.
Senin o ayetlere ilgin, bir körün görülüp hissedilen şeylere karşı ilgisinden farksızdı. Ve aynı şekilde yanı arkaya atılmış gibi ilahi rahmetten uzak ve mahrum bir şekilde sen de bugün cehennemde unutulursun (Taha Süresi 126. ayet)
İşte böylece, yanı yüz çeviren kimsenin unutması gibi biz de cezalandırırız ve cehennemde unutulmuş bir şekilde bırakırız haddi aşanları, akla ve aklın itibar ettiklerine uyarak Allah’tan ve onun Peygamberlerinden yüz çevirmede aşırıya giden ve hayli zaman geçmesine rağmen:
İnanmayan yani itaat etmeyen ve yakinen inanmayan nebi ve resullerine indirilen Rabbinin ayetlerine ve o ayetlerin işaret ve içeriklerini anlamaya gayret etmeyen kimseyi böyle cezalandırırız.
Ve Allah’a yemin olsun ki itibar edilen bu tür şeyleri elde etme uğrunda çeşitli sıkıntılar çekip zorluklara katlanmış olsa da Allah’tan başkasıyla meşgul olup, O’nun ayetlerinden yüz çevirdiğinden dolayı O’nun hakkında muhakkak ki ahiret azabı önceki çektiği zorluklardan daha şiddetli ve onlardan elde edilen saygınlığa göre vebali bakımından daha kalıcıdır (Taha Süresi 127. ayet)
Kaynak: Abdülkadir Geylani / Geylani Tefsiri / C: III / bkz: 324-325
