İslam hukukunda zina isnadı ağır bir suçtur ve dört şahit şartına bağlanmıştır. Ancak bu hüküm, tecavüze uğrayan kadının adalet arayışını engellemek için değil; namusu korumak ve zulmü önlemek için konulmuştur. Kur’an’ın çizdiği çerçevede, saldırıya uğrayan kadının yaşadığı zulmü dile getirmesi, iftira değil hakkını aramaktır.
Tecavüze Uğrayan Kadına Zina İsnadı Meselesi
İslam hukukunda zina isnadı, keyfî ve sorumsuzca dile getirilecek bir söz değildir. Dört şahit şartı, masumların iffetini korumaya yönelik ilahî bir settir. Ancak bu set, zulme uğrayanın sesini kısmak için değil; iftirayı engellemek içindir.
Dört şahit ile ispatlanmaksızın yapılan zina isnadı, cezayı gerektiren bir suçtur. Bu hüküm, toplumda namusların korunması ve aile düzeninin muhafazası için vazedilmiştir. Kur’an’da bu cezanın özellikle namuslu kadınlara yöneltilen isnatlarla sınırlandırılması, ilahi bir adalet ve merhamet ölçüsüdür.
İmam Gazâlî bu hikmeti şöyle açıklar: “Şeriatın maksadı, şekil değil; kalbi ve toplumu korumaktır.” Dört şahit şartı, bir kadının onurunu söylentiyle değil, kesin delille korumayı hedefler.
Tecavüz: İftira Değil, Zulmün Duyurulmasıdır
Tehdit edilerek veya zor kullanılarak ilişkiye zorlanan bir kadının, uğradığı tecavüzü dile getirmesi zina isnadı değildir. Bu durumda kadın, saldırganın işlediği suçu yetkili mercilere bildirme hakkına sahiptir. Ondan dört şahit istenmez; çünkü burada isnat değil, zulmün ifşası söz konusudur.
İbn Kayyım el-Cevziyye bu noktada şöyle der: “Adalet, zalimi korumak değil; mazlumu ayağa kaldırmaktır.” Eğer tecavüze uğrayan kadın susturulursa, zalim cesaret bulur ve toplum güvenini kaybeder.
Namuslu Kadına İftiranın Doğuracağı Büyük Yıkım
Namuslu bir kadına yöneltilen zina iftirasının, ailevi, hukuki ve sosyal yıkımlara yol açacağı açıktır. Özellikle hamile bir kadına yapılacak böylesi bir isnat, yalnızca bireyi değil, nesli ve toplumu yaralar.
İslam, zulme uğrayanın sesini kısmamış; bilakis ona konuşma hakkı tanımıştır. Nisa Suresi 148. ayet bu gerçeği açıkça ortaya koyar: “Allah, kötü, günah ve suç nitelikli sözlerin açıktan söylenmesini sevmez. Ancak zulme uğrayan kimse, hakkını aramak için bunu dile getirebilir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, her şeyi görendir.”
Hâris el-Muhâsibî der ki: “Sükût, bazen takva; bazen de zalime verilmiş bir destektir.” Mazlumun konuşması, adaletin ilk adımıdır.
Hz. Ali (r.a.) şöyle buyurur: “Zulüm ile abad olanın akıbeti berbat olur.” İslam hukuku, bir yandan iftirayı kökünden kazımayı, diğer yandan zulme uğrayanı korumayı hedefler.
Bu nedenle tecavüze uğrayan kadının zina isnadı, ne iftira kapsamındadır ne de dört şahit şartına tabidir. Bu, hakkını arayan bir mazlumun feryadıdır.
Bu mesele sadece fıkhî bir tartışma değil; vicdan, merhamet ve adalet imtihanıdır. Mazlumu susturan bir toplum, zalimleri büyütmüş olur
