Kalplerin Prangası: İblis’ten Firavun’a Kibir ve İsyan
İnsanlık tarihi boyunca hiç değişmeyen bir şey varsa o da kibrin ve isyanın hikâyesidir. İlk günah, bir secde emriyle başladı. İlk isyan ise “Ben ondan daha hayırlıyım” cümlesiyle…
Her şey, Allah’ın Âdem’e secde emriyle başladı. Melekler secde etti ama içlerinden biri, cinlerden olan İblis, secde etmedi. Ona “Secde et” dendiğinde verdiği cevap, kibrin en çarpıcı ifadesiydi:
- “Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın (Sad Suresi 76)
İşte bu cümle, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden birinin başlangıcı oldu. İblis, kendini üstün gördü, kibrine yenik düştü ve rahmetten kovuldu. Ama bitmedi. O günden sonra Allah’a verdiği sözü tutmak için insanoğlunun peşine düştü:
- “Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler (Nisa Suresi 119)”
Bugün hâlâ aramızda dolaşan o kibir, işte bu ilk isyanın mirasıdır.
“Kibir, insanın kendi gölgesini kendinden büyük sanmasıdır”
İblis’in bu kibir mirası, insanlarda da tezahür etti. Tarih boyunca Allah’ın kendilerine lütfettiği servet, makam ve gücü kendi başarıları sananlar çıktı. Bunların en meşhurları Firavun ve Nemrut’tur.
Firavun, elindeki imkânlarla o kadar büyüdü ki, nihayet şu sözü söyleyecek kadar ileri gitti:
- “Ben sizin en yüce rabbinizim.” (Nazi’at Suresi, 24)
Nemrut ise, Hz. İbrahim’in Allah’ı anlatması üzerine “Ben de diriltirim, ben de öldürürüm” diyecek kadar büyüklük psikozuna kapıldı. Oysa elindeki gücün, kendisine bir imtihan olarak verildiğini unutmuştu.
Firavunlar ve Nemrutlar, çevrelerindeki insanların zaaflarını, korkularını ve ihtiyaçlarını birer silah gibi kullanırlar. Kendilerinden başka hiçbir otoriteye, hiçbir hakikate tahammül edemezler. Onlar varken başka bir tanrıdan söz edilmesine asla izin vermezler.
İşte tam bu noktada, karşılarına Hz. Musa gibi, Hz. İbrahim gibi hakikati haykıran biri çıktığında, ilk tepkileri hep aynı olur: Küçümseme, aşağılama, alay…
- Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.. Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) “dinlemez misiniz?” dedi (Şu’ara 24-25)”
Çünkü hakikat, onların sahte cennetlerini yerle bir edecek en büyük tehdittir. Onların kurduğu düzen, ancak insanların gerçekleri görmemesiyle ayakta kalabilir.
Allah ile Kul Arasındaki Barikatlar
Bu tiranların en tehlikeli özelliği, Allah ile kul arasına girmeleridir. Zayıf karakterli insanları maddi veya manevi baskılarla kendilerine kul ve köle edinirler. Onlar için önemli olan, insanların Allah’a değil, kendilerine itaat etmesidir.
Oysa gerçek özgürlük, sadece Yaratıcı’ya kul olmakla başlar. Başka hiçbir varlığa boyun eğmeyen, sadece Allah’a teslim olan insan, işte o gerçekten hürdür.
Kur’an’ın anlattığı bu kıssalar sadece geçmişte yaşanmış olaylar değildir. Bilakis, her asırda ve her toplumda Firavun ve Nemrut’un benzerleri ortaya çıkar.
Bugün de etrafımızda kendi fikirlerini mutlak doğru sayan, emri altındakileri ezen, kendinden başka otorite tanımayan modern Nemrutlar vardır. Bazen bir devlet başkanı, bazen bir aile reisi, bazen bir iş adamı, bazen de bir fikir lideri olarak karşımıza çıkarlar.
Onlar, peşinden sürükledikleri kitleleri geçici dünyanın parıltısıyla kandırır, vaatlerle oyalar ve aslında onları ebedi bir hüsrana, ateşin derinliklerine davet ederler.
Ne kadar yüksekten uçarlarsa uçsunlar, ne kadar büyüklenirlerse büyüklensinler, her fani gibi onlar da bir gün toprağın bağrına dönerler. Takındıkları maskeler düşer, kurdukları imparatorluklar yıkılır, taptıkları güçler ellerinden kayıp gider.
Ama işin en acı tarafı şudur: Sadece kendileri yanmakla kalmaz, saptırdıkları, kandırdıkları, iradelerini teslim aldıkları insanları da o ateşe ortak ederler. Kıyamet gününde birbirlerini suçlayacak, birbirlerine lanet edecekler ama hiçbir faydası olmayacaktır.
Peki bugün biz bu anlatılanlardan nasıl dersler çıkarabiliriz?
- Birincisi: Sahip olduğumuz her şey, Allah’ın bize bir lütfudur. Servetimiz, makamımız, gücümüz, bilgimiz… Bunlarla kibre kapılmamalı, bilakis şükretmeliyiz.
- İkincisi: Hiçbir insan, başka bir insana kul olmak için yaratılmamıştır. Kim olursa olsun, Allah’tan başkasına boyun eğmek, en büyük zulümdür.
- Üçüncüsü: Kendi içimizdeki “küçük firavun” ile yüzleşmeliyiz. Nefsimizin bizi nereye çağırdığını, hangi konularda kibre kapıldığımızı sorgulamalıyız.
Dördüncüsü: Hakikati hatırlatanları küçümsememeli, onların uyarılarına kulak vermeliyiz. Çünkü hakikat, ne kadar acı bir meyve görünsede, tadına varınca doyumsuzdur
Gerçek güç, hükmetmekte değil; hakikate teslim olmaktadır. Gerçek zafer, kibri yenmekte, tevazu ile Rabbine yönelmektedir.
Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)
Firavun ve Nemrut gibi isyankâr liderlerin ortak özellikleri nelerdir?
- Firavun ve Nemrut, Allah’ın kendilerine lütfettiği servet, makam ve gücü kendi başarıları sanarak kibirlenenlerin en meşhur örnekleridir.
Bu tiranların en tehlikeli özelliği nedir?
- Bu tiranların en tehlikeli özelliği, Allah ile kul arasına girmeleridir. Zayıf karakterli insanları maddi veya manevi baskılarla kendilerine kul ve köle edinirler.
Kur’an’da anlatılan Firavun ve Nemrut kıssaları sadece geçmişe mi aittir?
- Hayır, bu kıssalar sadece geçmişte yaşanmış olaylar değildir. Bilakis, her asırda ve her toplumda Firavun ve Nemrut’un benzerleri ortaya çıkar. Bugün de etrafımızda kendi fikirlerini mutlak doğru sayan, emri altındakileri ezen, kendinden başka otorite tanımayan “modern Nemrutlar” vardır
Gerçek güç ve zafer nedir?
- Gerçek güç, insanlara hükmetmekte değil, hakikate teslim olmaktadır. Gerçek zafer, kibri yenmekte, tevazu ile Rabbine yönelmektedir

