Mekki bir sure olan Tekvir Suresi, adını güneşin dürülüp ışığının kaybolması / örtülmesi” anlamına gelen küvvirat“ kelimesinden almıştır. Kur’an’a sıraya göre 81. suredir. Toplam 29 ayettir
Tekvir Suresi: Varlığın Dürülüşü ve Hakikatin Doğuşu
Mekke semalarında yankılanan Tekvir Suresi, kainatın muazzam nizamının bir gün nasıl nihayete ereceğini anlatan ilahi bir senfonidir. Adını, güneşin ışığının bir kumaş gibi dürülüp kaldırılmasını ifade eden “Küvvirat” kelimesinden alan bu sure, gaflet uykusundaki ruhları sarsan bir nidadır.
Sure, varlığın temel direklerinin sarsıldığı o dehşet anıyla başlar. Güneşin nuru söner, heybetli dağlar bir pamuk gibi atılır, denizler kaynayıp taşar. O gün, insanın en çok kıymet verdiği dünya malları ve makamları anlamını yitirecek; sadece O’nun dilediği sükûnet sahipleri eman bulacaktır.
Yeniden Diriliş: Çürümüş Kemiklerden Ebedi Hayata
Müşrikler, çürümüş kemikleri göstererek “Bu nasıl dirilir?” diye sorarken, aslında kendi acizliklerini sergiliyorlardı. Oysa Allah, onları bir damla sudan (meni) yaratan kudretin, topraktan yeniden inşa etmeye de muktedir olduğunu hatırlatır.
Ruhlar yeni bedenlerine iade edildiğinde, amel defterleri birer birer açılacaktır. Şirazi’nin uyarısı bugün de geçerlidir: “Mahşer günü amel defterin açıldığında utanmak istemiyorsan, bugün elinle hayır sayfaları yaz.” O gün her nefis, dünyada neyi hazırlayıp önden gönderdiğini apaçık görecektir.
İnkarcılar, Hz. Peygamber’i (s.a.v) yalanla ve Kur’an’ı uydurma sözlerle suçladılar. Oysa bu Kelam; ne bir şairin hayali ne de kovulmuş bir şeytanın vesvesesidir. Kur’an, Allah katında çok değerli, emin ve güçlü olan Cebrail (as) vasıtasıyla indirilmiş “Kitab-ı Mübin”dir. Efendimiz, o yüce elçiyi (Cebrail’i) bizzat kendi hakikatiyle görmüş ve emaneti eksiksiz teslim almıştır.
Bu hakikat, inkarcıların sığ zihinlerinin çok ötesinde, semavi bir asalet taşır. Sadi Şirazi dediği gibi; “Kör olan güneşin ışığını görmüyor diye, güneş ışığından bir şey kaybetmez.”
Surenin son vuruşu, insanın sözde özgürlüğünün sınırlarını çizer. Hiç kimse Allah’tan bağımsız bir iradeye sahip değildir. İstemek yeteneği de, yapabilme gücü de O’nun lütfudur. Sorumsuzca yaşayan ve keyfini ilah edinenler bilmelidir ki; her nefes ve her niyet, Alemlerin Rabbi’nin dilemesine bağlıdır.
